Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

  

 

Google
Web sosyalhizmetuzmani.org

Alternatif Duruş

Can KÜÇÜKALİ
Sitemiz Yazarı
ckucukali@e-kolay.net

         Çevremizdeki insanları her zaman duyarsız oldukları, düşünüp sorgulamadıkları ve bir duruş sahibi olmadıkları gerekçesiyle eleştiriyoruz. Bu eleştiri, elbette kökünü haklı gerekçelerden alıyor. İnsanlığın bugüne kadar kendi mücadelesi ile geldiği noktaya bakıyoruz ve bulunduğumuz noktada, gerek bireysel gerekse kitlesel bazdaki durgunluğu gördüğümüzde endişeleniyoruz. Endişeleniyoruz çünkü şunu biliyoruz ki, insanı bulunduğu konumdan daha ileri bir konuma taşıyabilecek olan yegane unsur, bilinci doğrultusunda izlediği çizgidir. Ne var ki bugün kendi araçlarıyla toplumsal ve bireysel hayatın her alanında etkisini gösteren kapitalizm, insanları hür iradeleriyle belli bir birikim oluşturmaktan ve buna bağlı olarak kendi çizgilerini çizmekten mahrum bırakmaktadır. O halde, henüz inandığı değerlerden vazgeçmemiş bireyi, toplumsal yaşamda sürekli yeni sorumluluklar beklemektedir ve diğer insanların değerlendirilmesi noktasında da reaksiyoner tavırlar yerine temkinli/ılımlı bir bakış açısı geliştirmek, bu sorumluluklardan biridir.  

 

Bugün mevcut sistemin kültür dünyasına yaptığı saldırı o kadar derinden ve sersemleticidir ki, politik bilincini kazanmış ve toplumsal sorunlara duyarlı bir birey bile bu hızlı saldırının boyutları konusunda zaman zaman şaşırabilir. Öyle ki, bireyin zevk, tercih ve düşünce sistemini rahatlıkla etkisi altına alabilen bu çok yönlü propaganda, aynı zamanda tüm bir toplumun kemikleşmiş kolektif  bilinç, birikim ve alışkanlıklarına da merkezden saldirmaktadir. Örneğin, toplumsal tarih açısından on sene gibi bir süre çok uzun sayılmasa da, toplumumuzun beğeni, inanç ve değerleri, bu kadar kısa bir süre içerisinde kökten değişmiş ve eski adına hiçbir şey hatırlanamaz duruma gelmiştir. Bir diğer nokta ise, bugün hakim olan değerlerin (eğer bunlara değer denilebilirse) sanki geçmişten beri var olup, mutlak ve kaçınılmaz oldukları şeklindeki algı yanılmasıdır. 

Bu propaganda, her türlü alanın eksiksiz bir biçimde kullanılmasının da etkisiyle başarılı olmuştur. Başarılı olduğunu ise, hakim olan değerlere her alanda ve her şekilde başkaldıran bireye toplumun yaptığı psikolojik/fiziksel baskıdan anlamak mümkündür. Toplumda adeta bir virüs gibi yayılan bu sağlıksız düşünce ve hareketler silsilesi, bireyi ezerek ve belki de niceliğin verdiği güçle tehdit ederek şekillendirmektedir. Bu bağlamda, zorunlu olarak dejenere edilen bireylerin yanında, marjinal duruş sergileyerek ayakta kalmaya çalışan çeşitli gruplar da, aslında aynı şekilde sindirilmişlerdir. Bundan sonra karşımıza çıkan tablo, bireysel ya da minimal düzeyde grupsal olarak kendini kanıtlamaya, bu anlamda karşısına çıkan tüm diğer insani unsurları ve değerleri yok etmeye ya da görmezden gelmeye çalışan, kimi zaman ise, bu bulanık suda az da olsa görünebilmek adına her türlü manevrayı yapmaktan kaçınmayan çaresiz insanın tablosudur.            

Bu noktaya kadar yapılan değerlendirme, aslına bakılırsa pek de umut vermeyen bir tablo oluşturmaktadır. Halbuki bu çaresizlik ve boşuna çırpınış, elbette içinde antitezini de taşımaktadır. Bu ise gerçek alternatif yaşam şekillerinin, davranışların ve bir bütün olarak hayat karşısındaki duruşların, yani yazının başında da belirtildiği gibi henüz inandığı değerlerden taviz vermemiş insanların pratikte ortaya koydukları duruşların yaratacağı farkındalıklardır. Eğer birey, kendi açısından tutarlı bir yaşamı, hakim olana entegre olmak yerine tercih edecek olursa, toplumsal bir varlık olan ama aslında toplumsallıktan soyutlanmış bir bireycilik içinde hapsolmuş insan da, her türlü manipülasyona karşı yeni bir bilinçlenme sürecini başlatabilir.  

İşte burada belirli bir duruş sahibi bireyin mevcut kültür yozlaşmasına karşı, örgütlü mücadelenin dışında verdiği bireysel ve basit ama hayati mücadeleyi görüyoruz. Bu mücadele             günlük hayatta insanlarla olan her türlü ilişki içerisinde kendisini gösterir. Kişinin ilk anda siyasetle hiçbir bağlantısı yokmuş gibi görünen tavrı, bu tavrın diğerleri tarafından da gözlemlenip benimsenmesiyle farklı bir noktaya taşınabilir. Her yönüyle insanı değersizleştirip kimliksizleştiren bir düzen karşısında tek bir boyutta savaşım vermek ve bu savaşımı toplumsal hayattan soyutlayarak üst düzey söylemler noktasında sürdürmek, özellikle sistem koşulları çerçevesinde süren hayattan çekilmek ve gitgide daralarak marjinalleşmek anlamına gelmektedir. Bizim için gerekli olan ise, mevcut normlara göre marjinal kalan ama aslında hakça ve insanca olan tavrı, yine bizzat insanların içinde ve onları da kapsayarak elimizden geldiğince bir alternatif olarak sunabilmektir. Bu da geniş çaplı mücadelemizin bir başka yönüdür.