|
|
|
 |
Çevre Sorunları-Dağlarımız,Yörüklerimiz ve Göç
Sosyal Hizmet Uzmanı Ali SONGÜL/Sitemiz Yazarı
Yazarımızın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
uzm.alisongul@mynet.com
ulaştırabilirsin |
Soruyorum; hangi halimize gülüp, gerçeği mizah
gözlüğünden görüp farkına varalım ?
O kadar Tiraj-i Komik durum, olgu ve olay, davranış ve politika var ki,
hangi birini ele alsak bilemiyorum.
Deveye sormuşlar; Neren eğri diye, Nerem doğru ki demiş. Ağaçlardan sevileni
çoktur, lakin sevmezler kavak ağacını ancak dosdoğrudur gövdesi.
Evet, şu çevre konusunu sizinle konuşalım. Ne dersiniz?
Kimler çevrecidir ?
Böyle bir soru olur mu ? Hepimiz tüketirken, birileri çevreci, birileri
değil. Görevin kardeşim olmak zorundasın çevreci ! Sen kirlet, ben
temizleyeyim. Sen sorumsuzluk yap, ben duyarlı olayım. Yok öyle yağma .
Peki ya duyarsızlık diz boyu ise, birileri kirletirken dünyayı, sürerken
sefasını, birileri derdini tasasını çekiyorsa adalet mi bu? Peki ne yapmalı?
Elbet önce uyarmalı, kınamalı belki biraz utandırmalı. Sonra kurallar
belirlenmeli ve uyulmalı, uymamakta ısrar edenler maddi olarak çevre
kanunları düzenlenerek cezalandırılmalı.
Yeter mi ? Yetmez. Her şeyden evvel öğretilmeli eğitilmeli bireyler. “Ağaç
Yaşken Eğilir” atasözü gereği çocuklar önce benimsetilerek
bilinçlendirilmeli. Yetişkinler örnek olabilmeli değil mi ?
Ya sürüp giden duyarsızlık, sorumsuzluk, boş vermişliklere ne demeli ?
Arkadaşlar !
Belki İfşa etmeli ve bir de sahnede benim gibilerin diline düşmeli elbet.
Örneğin şu bahçenin temizliğinde taze ot ve çalılarının yakılması konusuna
değinmek istiyorum. Ben haftanın beş günü sahil yollarındayım.
Çokça şahit olmuşumdur. İlerlerken yolda, ileride bir duman kaplar tarlaları
yolları, ilk zamanlar acaba kaza mı var yolda, duman kaplamıştır ortalığı
diye endişe eder ve umarım insan hayatına bir zarar gelmemiştir diye temenni
ederim.
Ya da orman yangını var her halde der üzülürüm. Gerçi orman yangınlarına da
rastladık çokça akdeniz kıyı şeridinde o ayrı mevzu. Fakat her ikisi de
değildir tabi ve genellikle bahçe temizliği adına yeşil otlar, dallar
çalılıklar yakılıyordur. Ve ortalığı kesif bir koku ve duman kaplamıştır.
Daha çok ilk bahar ve son bahar mevsiminde görülür.
Sözüm ona bu tarla ve bahçe sahipleri çiftçiler yakılması gerektiğine dair
de bir kanıları vardır . Aksi halde bahçenin tarlanın adam olmayacağını
savunurlar. Onlara bu konuyu sorduğumda hemen savunmaya geçerler oysa bu
oldukça yanlış anlayış ve uygulama. Tıpkı hasat sonrası ekin tarlalarının
yakıldığı gibi. Hem orman yangınlarının önemli bir sebebidir de bu anlayışın
sonucu.
Aslına bakarsanız işin gerçeği çöp dökme alanına taşıma masrafından
sığınılan bir bahanedir bu. Diğer taraftan o çalı ve otlarla birlikte yanan
yararlı börtü-böcekler ayrı bir zararı ortaya çıkarmakta.. ister bilinçli
olsun ister bilinçsiz bu tür temizleme metotları üstelik bir turizm bölgesi
olan Antalya ve havarisinin hem havasını bozmakta hem de görüntü kirliliği
oluşturmakta, küçük canlılara verdiği zarar ayrı.
Öyleyse buradan sesleniyoruz çevre il ve ilçe müdürlüklerine bu tür
uygulamalar önlensin ve çevreyi hem görsel hem de atmosferik anlamda
kirletenler önce uyarılsın tekrarı halinde de çok ağır para cezaları ile
caydırılsın diyoruz. Yetkilileri bu konuda harekete geçmeye davet ediyoruz.
Özellikle sera bahçe atıklarının rast gele alanlara dökülerek yakılması tam
karbondioksit istilası oluşturmakta, insan sağlığı ve çevre için olduğu
kadar turizm içinde zararlı. Lütfen tepkimizi gösterelim diyorum ve hemen
başka bir konuya geçiyorum.
Bu konuyu kapatıyoruz.
Bir başka konuya geçiyoruz. Ormanlarımızın ve yaylalarımızın adeta doğal
korucuları Yörüklerimize…
Yörüklerimiz, köklerimizdir bir çoğumuzun. Torosların çocukları. Torosların
yamaçları tanır onları, yaban otları, çam ormanları, keçisi kuzusu tanır
onları, kayaları pınarları çayırları tanır onları, yolda kalanlar belde
gezenler tanır onları da kurdu kuşu tanır da, birileri inadına tanımaz.
Tanımakla da kalmaz. Dağları yurt-yuva edinmiş dağlarımızı, yaylalarımızı,
ormanlarımızı adeta gönüllü bekçileri, keçi sürüleri ormana zarar verecek
diye kente göçe zorlanan yörüklerimiz Köylerinde geçimini küçükbaş
hayvancılıkla sürdürebilen dağ köylülerimiz, hayvancılık yanlış
politikalarla bitirildiğinde köylerini terk ederek kentlere göç etmekte yeni
sorunlar ortaya çıkmakta. Keçini kes, dağları boşalt der gibi. Boşalttığında
bu dağları kimsesiz ve öksüz kalır yaylaları. Daha kötüsü keçilerini kesip,
tavuklarını da alıp giden köylüm boşalttığında torosları önce keneler basar
sonra kim bilir belki milletin kanını emen çokuluslu şirketler basar,
milletin ortak doğal ve yer altı kaynakları,ormanları, ekolojik yaşam talan
edilir diye korkarım. Ya da kuş uçmaz kervan geçmez kanyonlarda Allah
muhafaza kimler yuvalanır ?
Yapmayın beyler.. Zararın neresinden dönülse kardır. Dağ köylülerimizin
yaşam kalitesi artırmak için ne yapılsa az gelir. Onları kalkındırmak, göçü
önlemek ve dağlarımızı terk edilmişlikten kurtarmak için top yekun destek
vermeliyiz. Destek için çobanına maaş, keçisine kuzusuna yem, barınağının
yerine yeni bir ev, işsizine yaşadığı yerde iş ve meslek, orman köylüsüne
yerinde yeni iş sahaları, soysal ve kültürel alanlar ayağına götürülmelidir.
Diyoruz vesselam.
(Bu yazı milliyet blog sayfalarında yayınlanmaktadır)
http://blog.milliyet.com.tr/Blogger.aspx?UyeNo=1062283&rn=C5
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|