|
|
Aile Terapisinde Sosyal Hizmet Yaklaşımı-2
Prof. Dr Aliye Mavili AKTAŞ
1-2-3
AiLE TERAPİSİ
Aile Danışmasında Teorik Yaklaşımlar
Aile danışması teorik bir modele dayalı olarak
yürütülür. Danışma sürecinde danışman (psikiyatrist,
sosyal hizmet uzmanı, psikolog v.b.) ailenin ne denli fonksiyonel olduğunu,
nelerin yanlış
gittiğini ve yanlış gidenlerin değişmesi için neler yapılabileceğini
anlayıp tanımlamak durumundadır. Akmakta olan trafikte otomobil benzetmesine
baktığımızda; bu otomobil belli bir yolda (tek yönlü ya da çift yönlü hız
akışı ve yoğunluğu ile) kendi büyüklüğü, hızı ve fonksiyonelliği ile yoluna
devam etmektedir. Tek başına arabayı anlatmak, çevre koşulları (hava gibi) ve
yolun özellikleri göz önünde bulundurulmadan arabanın fonksiyonelliğinden
bahsetmek oldukça yetersizdir. Aile danışmanları da ailenin fonksiyonelliğini
onu oluşturan bireylerin fonksiyonelliğini tanımlayarak açıklayamazlar. Aile üyelerinin zeka düzeyleri,
kişilik özellikleri, duygusal durumlarını göz önünde
bulundurmak bile bütün olarak aile grubunun tedavi
planı için yeterli değildir. Ancak hemen belirtmeliyim
ki, aile içindeki üyelerin kişilik yapısı ve duygusal
tonunu anlamak onların birbirlerine nasıl bağlandıklarını anlamak için oldukça önemlidir. Bireysel
savunma mekanizmalarının anlaşılması ailede kullanılan savunma mekanizmalarının anlaşılmasını da
sağlar. Ancak en yakın ve uzun süreli grup olarak
aileyi anlamak içindeki bireylerden daha fazla bilgi
birikimini ve uygulama becerisini gerektirir. Aileye yönelik birçok kuramsal
yaklaşım olduğu sık sık belirtilmiştir. Burada belli başlıları biraz daha ayrıntılı
olarak ele alınmıştır. Bu kuramsal modellerden en
Sistem Kuramı
Sistem düşüncesi aile tedavisinde bütünleştirici bir
çerçeve getirmiştir. Sistem yaklaşımı aileyi çevresiyle
ve birbirleriyle ilişki ve etkileşim içinde bulunan
parçaların oluşturduğu dinamik bir bütün olarak ele
alır. Aile de yer alan alt sistemlerin (anne-baba-çocuklar...) bir işlevi, dolayısıyla bir amacı vardır ve
her bir aile kendine özgü bir amaç etrafında şekillenmektedir.
Aile, çevresinden çeşitli kaynaklar (girdi) alan açık
bİr sistem olarak değerlendirilebilir. Çevresinden kendisine aktarılanlardan
uygun olanları kabul eder, benimser, çevreye (dış sisteme, aktardıkları (çıktı)
kültürel faaliyetlerle, sosyal ilişkileriyle) da dolaylı
alarak kendisine yeniden dönebilir. Yani toplum
içinde yaşayan aile, hem içindeki üyeleri, hem de
dışındaki büyük sistemle karşılıklı bağlılıkları onu bir bütün olarak ayakta
tutar. Bu ilişki dış sistemde meydana gelen değişikliklerin aile sistemine
de yansımasına neden olur. Bu çerçevede aileyi kapalı bir sistem olarak değerlendirmek durumundadır.
Gerçekte ailenin içinde bulunduğu toplumda açık bir sistemdir. Açık
olmasının içinde yaşanılan dönemin getirdiği teknolojik gelişmeler (bilgisayar ve inter-
net ağı) ve haberleşme sistemindeki yenilik (uydu sis-temi) aradaki kapalılığı ortadan kaldırılmıştır.
Toplumlar arasındaki karşılıklı etkileşim kültürler
arasında da benzerlikler ve geçişler oluşturmaktadır.
Gerçekte yaşayan bütün büyük sistemler alt sis-
:emlerden oluşmuştur. Toplumları oluşturan alt kültürler ve toplumsal kurumlardır. Kültür grupları da ailelerden (alt sistem) oluşur. Her bir aile de birey ve birey
grupları olarak adlandırılan alt sistemlerden (anne-oaba-çocuk) oluşur. Biraz daha ilerlersek her bir birey
de fiziksel (kalp,damar,kas,sinir sistemi v.b.) vepsikolojik (id,ego,süperego) alt sistemlerden ve alt sis-
temlerde küçük sistemlerden oluşur.
Toplumsal sistem ve alt sistemleri birbiriyle ilişkileri
ve etkilenmeleriyle gelişme ve değişim sağlar (Aktaş,
2002,116). Sözgelimi toplumsal yapımızda kitle
iletişim kanallarımızdaki çok seslilik, aile içindeki
bireylerin yaşam tarzını, umutlarını, beklentilerini
etkilemektedir. Aile içindeki bireyler birbirleriyle
iletişimlerinden ziyade televizyon kanallarından
aktarılanları pasif olarak izlemek ve kültürlenme ile beslenmektedirler.
Ailenin sosyalleştirme sorumluluğunu paylaşan kitle iletişim araçlarının olumlu
katkıları (çocuklar ve yetişkinler için bilgi verici ve
eğitici programlar) yanında olumsuz katkıları da
bulunabilir, örneğin günümüzde gençlerin bir
bölümü, arabesk, pop sanatçısı ya da futbolcu,mankenlik gibi önemli ve
şöhretli meslekleri kendilerine uygun meslekler olarak idealize etmeye
başlamışlardır. Kısa dönemde şöhret olma, para
kazanma arzusu onların niteliklerini geliştirmeden, kendine ve yeteneklerine
emek vermeden, beslemeden yaşamalarına neden olmaktadır. Gerçekte bu
yapılanmanın ve yaşayış tarzının, bireyler, aileler ve
toplumun geleceği için ciddi bir tehdit olduğunu
düşünüyorum. Aile ilişkilerindeki olumlu ve olumsuz
yaşantılarının paylaşılmaksızın, televizyon izleyerek
geçiriliyormuş gibi yapılması da, keskin patlamalar ve
yıkımlara neden olabilmektedir. Sistem yaklaşımı aile
dinamiklerini bütün bu kapsamlı unsurları göz
önünde bulundurur. Bu çerçevede yürütülen aile danışma hizmetinde ailenin
fonksiyonelliğini sağlamak esastır. Aile danışmanları sistem yaklaşımından
etkilenerek sistem düşüncesini benimsemişlerdir.
Sistem düşüncesi, sistem yaklaşımından daha fonksiyonel bir mesleki yardım
alanı oluşturur. Aile danışmanlarının göz önünde bulundurduğu temel noktalar
şu şekilde özetlenebilir:
a) Aileler (ve diğer sosyal gruplar) kendilerini oluşturan unsurların bütününün toplamından daha farklıbir yapılanma özelliği gösterirler.
b)Aile sistemini ve alt sistemlerini ayakta tutan ve
yönlendiren kurallar sistemi vardır.
c) Her sistemin onun nasıl bir fonksiyona sahip
olduğunu anlamada yardımcı olacak sınırları
vardır.
d) Sınırlar bütünüyle geçirmez değil yarı geçirgen
(semi-permeable) özelliğine sahiptir.
e) Aile sistemleri göreceli olarak dengeli ve durağan
bir yapı içindedirler.
Ancak bu durağan yapısı
onun gelişip değişmeyeceği anlamına gelmez.
Gelişim ve değişim oldukça doğaldır ve değişime
neden olan birçok sistem içi ve dışı faktör vardır.
f) Sistemin parçaları arasındaki iletişim ve geri
bildirim sistemin fonksiyonelliği için oldukça
önemlidir.
g) Aile içindeki bireylerin davranışlarının nedenlerini
bir nedensellik ilişkisi ile açıklamak yeterli değildir.
h) Aile sisteminde, diğer açık sistemler gibi, çok sayıda farklı başlangıçlar benzer sonuçlar ortaya
çıkarır. Aileler farklı başlangıçlarla benzer sonuçlar
(mutluluklar, sevinçler...vb.) yakalayabilirler.
i) Aile
sisteminde diğer açık sistemler gibi amacı
vardır.
j) Aile sistemi birçok alt sistemden (anne-baba-çocuk-çocuklar) oluşmuştur. Bu parçalarıyla aile
sistemi, büyük bir sistemin (toplum) parçası ya da alt
kültür grubunun bir unsurudur. Aileyi oluşturanbireyler nasıl birçok alt sistemin (dolaşım,solunum,
fiziksel yapısı vb.) bütünü ise aile sistemi de birçok
alt sistemle ilişki içindedir. Aile, alt sistemlerinin
bütününden etkilenen bir sistem olarak bütünü
etkileyen bir sistem olma özelliği de gösterir. Bu
özellik (etkileme ve etkilenme) ailenin dinamik
yapısıyla ilgilidir. Toplumsal yapının kadına ve erkeğe
aktardıkları, kurulan çekirdek aileye büyük ölçüde
yansır. Sözgelimi ailedeki alt sistem ilişkileri geleneksel kültür sıklıkla ana-oğul diyalogunun önemini,
hem değer sisteminde hem de kadına verilen değerle
vurgulanmaktadır. Bu ilişkiyi aşağıdaki gibi şematize
edebiliriz.
Geleneksel Anne Oğul İlişkisi
Yukarıdaki alt sistem ilişkisinde toplum (özellikle
kayınvalide) erkek çocuk doğuran kadının statüsünü
yükseltmiş gibi görünür. Erkek eşin ve ailesinin
gözünde statüsü yükselen kadın, oğluyla kurduğu
ilişkiyi daha yakın, büyük oranda da bağımlılık
tarzında sürdürür. Anne için erkek çocuk doğurmak
bazı durumlarda evliliğin kurtarıcısı gibidir. Aile
danışmanının anne-oğul arasındaki sınırları oldukça
kalın, duygusal bağları kuvvetli alt sistemi anlaması
kolay olsa da değişim sağlamada güçlükler yaşaması
görülür. Bu şemanın daha sağlıklı boyutu aşağıdaki
gibi değişmesi beklenir.Yukarıdaki şema eşler arasındaki iletişimin yoğun-
luğu ve sağlamlığı, erkek evlatla mesafeyi ve iletişimi
de benzer yoğunlukta oluşturabilir. Böylesi bir iletişim
tarzında ana-baba çocuklarına benzer tarzda sınırlar koyar ve onun
özerkliğinin gelişmesinde uyumlu tepkiler verirler. Ana-oğul alt sisteminde ise ana oğlunun
koruyucusu gibidir. Oğulsa onun kurtarıcısı
rolündedir. Anne-baba alt sisteminde ise denkler
arasında (eşitler değil) konumu (evlat olarak) daha
belirgin bir ana-baba, evlat ilişkisinden söz etmek
mümkündür.
Sağlıklı Anne Baba ve Oğul İlişkisi
temlerin kendi içindeki sınırları doğaldır, önemli olan
alt sistemler arasındaki karşılıklı olarak işleyen bir iletişim sisteminin
varlığıdır. Bu sınırların varlığı anne babaya kendi meselelerini çocuklarını
araya sokmadan ya da onlar üzerinden mesaj vermeden
halledebilmelerini gerektirir. Ailenin içinde bulunduğu kültür ve toplumsal
yapıdaki diğer alt sistemlerle iletişimi de o kadar tabidir, iletişimde karşılıklı ve
geribildirimlerin rahat olarak, şiddete dönüşmeden
verilebilmesi alt sistemlerin birbiriyle uyumunu ve
tüm sisteme katkısını ifade eder. Bu çerçevede aile sistemine dışındaki alt
sistemlerden ve kendi içindeki alt sistemlerden birtakım girdiler (destek çağrısı, yeni gelişmeler...vb.) olur. Aile sis-
temi bütün bu girdileri kendi içinde dikkate alır,gereken tepkileri vererek fonksiyonelliğini sürdürür.
Süreç içinde bazı yeni yapılanmalar (kadın ev dışında
da çalışmaya başlaması ya da kocanın ikinci işte
çalışması ..vb.) rol dağılımları olur. Bu yeni yapılanma
sürecinde aile kendi alt sistemin de rol dağılımlarında
değişiklik yapabildiği gibi, dışardan da destek alabilir.
Fonksiyonelliğini devam ettiren bir aile sistemi, hem kendi alt
sistemleriyle hem de dışındaki alt sistemlerle, destek, bilgi aktarımı, paylaşım, değişim yönünde
alışverişlerde bulunur. Ancak bu doğrultudaki alışverişler onun bütünlüğünü ve fonksiyonelliğini olumsuz
yönde etkilemez. Bu alışverişi dairesel bir döngü
olarak düşünmek mümkündür. Bu döngüyü aşağıdaki
gibi ifade edebiliriz.
Aile sisteminin dışardan etkilenmesi doğaldır. Bu
etkilenmelerin bazıları ailenin kendi iç sisteminde
değişiklik yaratır. Bazen de değişiklik sadece bir alt
sistemde görülür. Bu değişikliğin diğer alt sistemlere yansıması, aile yaşam
döngüsü içinde kendini hissettirir. Bu noktada aile sistemini çok değişkenli bir alt
sistemler işleyişi olarak düşünmek yanlış olmayacak-
tır. Bu alt sistemler bütününün kendi içindeki dengesi
dışardan veya içerden etkilenmelerle değişebilir.
Bazen bu ailesel etkileşime "dairesel nedensellikle
diyebiliriz. Aile sistemine dairesel ya da döngüsel nedensellik içinde
bakmak doğrusal nedensellik yaklaşımından oldukça farklı bir bakıştı. Bilindiği gibi A
olursa B ortaya çıkar mantığı çoklu sistemlerle işleyen insan doğasına ve
insanların oluşturduğu bu birlikteliğin yapısına uygun bir açıklama getirmemektedir.
Sözgelimi ekonomik yoksulluk ya da kriz her aile
fonksiyonunu etkiler. Ancak bu etkilenmelerin biçimi
her ailede farklı farklıdır. Bu farklılık aile sisteminin
kendi alt sistemleriyle ilgili farklılıktan kaynaklandığı gibi öğrendiği
tepki verme biçimleriyle de ilgili olabilir, üstelik bu dış etkilenmeleri bütün aile sistem-
lerinde eş zamanlı olarak görmek her zaman
mümkün değildir. Ekonomik krizler yoksul kesim
ailelerinde işsizlik, hastalıklar, şiddet v.b. olumsuz
olayların ortaya çıkmasını hızlandırırken üst sosyo-ekonomik düzey ailelerinde ise, boşanma bazen
psikolojik rahatsızlıklar anksiyete v.b. tepkilere neden
olabilir. Aile sistemlerin aynı dış çevreye farklı tepkil-
er vermeleri de onların kendi sistemlerinin özgünlüğüyle, referans
sistemlerinin farklılığıyla ilişkili olabilir. Bu çerçevede sistem yaklaşımını benimseyen
aile danışmanları aile sisteminin ve alt sistemlerinin
işleyişini kavramakta oldukça esnek düşünmek ve değişken sonuçlarını göz
önünde bulundurmak durumundadırlar.
DEVAM EDİNİZ

|
|