|
|
Aile içi şiddet uzun
zamandır gizli kalmış bir sorun olarak süregelmekle birlikte,
araştırmalar, bu sorunun çok yaygın ve global olduğunu göstermektedir.
Tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de aile içi şiddete bağlı travmatik
yaşantılar insan yaşamını ciddi boyutlarda zorlamaktadır. Böylesi
olaylarda bireyler bedensel olduğu kadar duygusal boyutta da bu
travmatik etkilerle başetmek durumunda kalmaktadır.
Ailede şiddete uğrayan bireyler – ki araştırmalar daha çok kadının ve
çocuğun hedef alındığını gösteriyor- güvensiz, aşırı bağımlı , pasif,
depresif, sosyal hayattan izole olmuş bir durumdadır. Tüm bunların yanı
sıra bazen sorunlar ve yaşanılan travma kişiyi daha da aşarak işin
içinde çıkılamaz bir hal alır. Kişi alışageldiği çözüm yollarını
kullanamaz. Kendini karanlık bir tünelin içinde ya da dünya başına
yıkılmış olarak tanımlar. Artık hiçbir şeyin değişmeyeceğini hisseder.
Çok çaresiz ve büyük bir korku içindedir. İşte bu hal konumuz olan kriz
durumudur. Bu anda uygulanan müdahale modeli de krize müdahaledir.
Krize müdahale zorda kalan , zor günler yaşayan insanlara ulaşma ve
yardımda en doğru ve kısa yoldan etkili olan bir yöntemdir.
Bu çalışmada öncelikle, kriz kavramı ve kriz teorisinin ortaya çıkışı,
değişik kriz tipleri, aile içi şiddette oluşan kriz durumlarına yönelik
sosyal hizmet müdahalesi anlatılacaktır. Bu konu bağlamında kriz
tedavisinin özellikleri, krize müdahale aşamaları ve mezo ve makro
düzeylerde krize müdahale tartışılacaktır. Son olarak, şiddete maruz
kalmış kadın özelinde kriz müdahalesine değinildikten sonra, sonuç
kısmındaki önerilerle çalışma sonlandırılacaktır.
KRİZ KAVRAMI VE KRİZ TEORİSİNİN ORTAYA ÇIKIŞI
Krizin ne olduğunu tanımlamak için krizin genel özelliklerini bilmek
gerekir.
1. Beklenmedik belirlenebilen bir olayın algısından hemen sonra başlayan
tahammül edilemeyen,
2. Daha önce kullanılan problem çözme yöntemleriyle çözülemeyen,
3. Birden bire gerilimde bir artışa, algısal bilişsel, duygusal ve
davranışsal kargaşalığa sebep olan,
4. İlk kez ortaya çıkan, psikopatolojik olmayan ve
5. Bir ile sekiz haftalık süre içerisinde çözüm getirebilecek bir
durumdur. (Ersever, , 1981)
Kriz çeşitli duygusal zorlanmalar sonunda meydana gelen akut ve süresi
sınırlı bir denge bozukluğudur, kararlı , süregelen denge , homeostatis
bozulmuştur. Emosyonel bir dengesizlik söz konusudur. Bireyin kendisini
tehlikede hissettiği bir durumdur. Kişisel iyilik halinin bozulmasıdır.
(Sayıl, 2000)
Yaşam süreci içinde öylesine zorlu bir değişiklik söz konusudur ki kişi
bunu nasıl çözümleyeceğini bilemez. Yoğun bir kaygı içindedir. Zorlu ve
içinden çıkılmaz koşullar altında kontrolünü kaybetme korkusu ve
çaresizlik yaşanır. Bu dönemde anksiyete, gerilim, suçluluk ya da öfke
yaşanır. Ajite ya da yıkıcı davranışlar görülebilir. Bunlar intihar,
saldırganlık, hatta cinayete kadar giden davranışlar olabilir. Bir
dağılma (dezorganizasyon) yaşanmaktadır.
Kriz durumu bireysel farklılıklar gösterir. Kimi krizi yaşar ve bir
çözüme ulaştırabilir. Kimi rasyonel olmayan bir davranışa veya yıkıcı
davranışlara yönelir. Kimisinde ise bir psikiyatrik bozukluk halini
alabilir.
Tüm bunlardan sonra kriz durumu kişinin üzücü, benliğini zedeleyici bir
durum karşısındaki tepkisi biçiminde tanımlanabilir. Ruhsal dengenin
bozulması ile ruhsal bunalımın meydana gelmesi arasında kalan döneme
kriz adı verilir (Turan, 1999).
Son olarak Wiseman’ın Kübler Ross’un Yas Modeline dayanarak verdiği
tanım krizi şöyle izah eder: Bir olay , mevcut dengeyi bozmuşsa ve
mevcut savunma mekanizmaları eski dengenin sağlanmasında yetersiz
kalıyorsa bu olay krizdir. Ortaya çıkan olay, bir tehdit veya kayıp
olarak algılanabileceği gibi, mücadele edilecek bir durum olarak da
algılanabilir. Farklı algılamalar farklı tepkilere yol açar. Buna göre
temel gereksinimlere veya kişilik bütünlüğüne yönelik bir tehdidin
algılanması anksiyete tepkisine; kayıp, depresyon tepkisine ve mücadele
edilecek bir durumda yeni sorun çözme yöntemlerinin geliştirilmesine yol
açacaktır (Arıkan, 1992).
Kriz kavramı ve krize müdahale olgusu 2. Dünya Savaşı’nı izleyen
yıllarda gündeme gelen bir konudur. Bu yıllarda kliniklere başvuran
insanların sayısındaki artış bu yaklaşımın gelişmesine neden olmuştur.
Ancak bu terim klasik psikiyatrik sözlüklerinin 1970 basımında yer
almıştır. Yani yeni bir konudur.
Gerçi Freud ve sonrasında bazı bilim adamları , insanı zorlayan yaşam
olaylarının ruhsal sağlığa olumsuz etkilerine değinmişlerdir. Ancak bu
günkü anlamıyla ele alınışının Eric Lindeman ve Gerald Caplan’ın
çalışmalarıyla ilk başladığını görüyoruz. Bir gece kulübünde çıkan
yangın sonunda, ölen kişilerin yakınlarının , bu olay karşısındaki
tepkileri üzerinde yapılan incelemeler kriz teorisini temelini
oluşturmuştur.
Krizin gelişimi Lindeman’la çalışan Caplan tarafından etraflıca ifade
bulmuş, Caplan homeostasis kavramını krize müdahale ile ilişkilendiren
ilk kuramcı olmuştur. Caplan’a göre insan organizması sürekli olarak dış
çevre ile homeostatik bir denge sürdürmeye çalışmaktadır. Bu hassas
denge fizyolojik ve psikolojik kuvvetler tarafından tehdit edildiğinde
insan organizması bu dengeyi tekrar kurmak üzere problem çözme
etkinliklerine başvuracaktır. Ancak bir kriz durumunda birey, herhangi
bir çözümün olmadığı bir problemle karşı karşıyadır. Krizin tipik
seyrinde Caplan, 4 ayrı dönem tanımlar:
I. Birinci dönemde bir sorunla karşılaşan birey, artan gerginliğe karşı
duygusal dengesini yeniden kurmak için alışageldiği problem çözme
tekniklerini kullanır.
II. İkinci dönem alışılagelen yöntemlerin başarısız olduğu, tehdidin
sürdüğü, gerginliğin arttığı dönemdir. Birey dezorganize olur. Problem
çözmek için deneme – yanılma yollarına başvurur.
III. Üçüncü dönemde problem çözmedeki başarısızlık sürmektedir. Bu
dönemde bütün iç ve dış kaynaklar seferber edilir. Bunun sonucunda bazen
birey problemi çözer, bazen de gerilim büyük boyutlara ulaşarak akut
depresyon tablosu ortaya çıkar.
IV. Bu dönemde gerilim birikerek kırılma noktasını aşar. 2 sonuçtan biri
görülebilir. Ya birey büyük bir duygusal yıkıma uğrar ya da krizi kötü
uyumlu davranış formlarıyla çözümleyerek gerilimi azaltırken sosyal
işlevselliğini zedeleyebilir. Davranış bozuklukları; örneğin antisosyal,
saldırgan davranışlar, depresyon, intiharlar gerginlik, letarji vb.
kendini gösterir (Sayıl, 2000)
Aslında kriz kişilik gelişimi için bir fırsat oluşturur. Ancak psiko-patolojik
tepkilerle sonlanabilme tehlikesi de taşır. Caplan’a göre krizler 1 – 5
haftalık dönemler içinde iyi ya da kötü sonlanacak durumlardır. Bu süre
içinde yapılacak müdahale çok etkili olabilir. Kriz sırasında birey ve
ailesi yardım arayışı içindedirler, müdahaleye açık ve hazırdırlar.
Rapopart krizi bireyin kendini tehlikede hissettiği kararlı denge
durumunun bozulması olarak tanımlar. Krizi 3 evrede tanımlayarak 1.
evrede gerilimin arttığı, 2. evrede inkar mekanizmasının en çok
kullanıldığı, 3. evrede denge durumunun yeniden kurulduğunu
belirtmiştir. Ancak bu denge kriz öncesi işlevsellik düzeyine eşit veya
düşük ya da yüksek olabilir.
R. Hill kriz reaksiyonlarını şu şekilde evrelemiştir.
- Önce birey darbenin etkisiyle uyuşur, hissizleşir.
- Ardından durum bireyi gerçekle yüzleşmeye zorlayınca birey hızla aşağı
doğru iniş gösterir. Dezoryante ve çaresizlik yaşanır.
- Bu kısa dağılma döneminden sonra birey tüm başa çıkma becerilerini
kullanarak krizden kurtulmaya çalışır.
Sach yukarıdaki kuramcılara benzer olarak önce bir dezorganizasyon
yaşandığını fakat bireyin krizle nasıl başa çıktığına bağlı olarak
sonuçta öncekinden daha iyi bir işlevsellik düzeyine bile
kavuşabildiğini ifade etmektedir.
Çoğu kriz kuramcısı, iyi uygulanan krize müdahale tekniklerinin bireyi
en azından kriz öncesi işlevsellik düzeyine kavuşturmayı ve hatta umut
edildiği gibi bunu iyileştirmeyi hedeflediğini belirtmektedir. (Sayıl,
2000).
2.DEĞİŞİK KRİZ TİPLERİ
Caplan krizleri gelişimsel ve rastlantısal kriz modelleri olarak
sınıflamıştır. Gelişimsel krizleri kişilik gelişiminin güçlük ve
bozulmalarla karakterize geçiş dönemleri olarak tanımlamıştır. Bu tür
krizlerin sık görülen örnekleri doğum, bebeklik, çocukluk, ergenlik,
erişkinlik ve yaşlılıktır. Rastlantısal krizler ise hastalık ve ölüm
gibi önemli kayıpları içeren yaşamsal olaylar olarak açıklanmıştır.
Bu kavramları biraz açacak olursak:
Gelişimsel yaşam krizleri, çocukluktan yaşlılığa kadar insanoğlunun
yaşam süresince bir dönemden diğerine geçiş yaşantılarıyla ilgilidir.
Gelişim dönemlerinde bir engellenme, bir tıkanıklık yaşandığında krizler
oluşur. Örneğin gençlik yıllarındaki gelişimsel yaşam krizleri
genellikle ana-baba ile yaşanan çatışmalar, okulda yaşanan
başarısızlıklar, kendi cinsinden ve karşı cinsten akranlarıyla ilişkide
çıkan sorunlarla oluşur.
Krizlerin bir çoğu önceden kestirilemeyen belli bazı olaylara
bağlıdır.İşte rastlantısal krizler böyle aniden gelişir. İnsanoğlu
yaşamı süresince hastalanma, bir yakınını kaybetme, travma sonucu
sakatlanma, iflas, tutuklanma, hapse girme, saldırıya uğrama, işkenceye
maruz kalma ya da doğal afetlerde çok yönlü kayıplara uğrama gibi
fırtınalı dönemler yaşayabilir. Bu zorlayıcı yaşam olayları bireylerin
yaşamlarını değiştirir (Palabıyıkoğlu,1999).
Son olarak 1978 yılında Baldwin’in yaptığı sınıflama 6 bölümden
oluşmaktadır.
1. Durumsal Krizler : Aileye ait bir sorun vardır (Kocası alkolik olan
kadın). Müdahale daha çok sosyal boyuttadır. 5
2. Yaşamsal Krizler : Emeklilik, evlilik, çocuk sahibi olma, kronik
hastalıklar örnektir. Müdahale destekleyici ve yeni duruma uyuma yönelik
rehberlik çalışmalarıdır.
3. Travmatik Yaşam Deneyimi Krizleri : Ani ölümler, tecavüze uğrama, ani
iş kaybı örnektir. Yine mevcut uyum kaynaklarını harekete geçirme ve
destekleme yapılacak müdahaledir.
4. Gelişimsel Krizler: Bağımlılık, değer çatışmaları, cinsel kimlik
bocalamaları, otorite ile sorunlar burada sayılabilir. Altta yatan
dinamiklerin belirlenmesi burada önemlidir.
5. Bir Psikopatolojinin Sonucu Olan Krizler: Şiddetli nevrozlar, kişilik
bozuklukları, sınır zekalar bu gruba girer. Müdahalede gerginlik
yatıştırılır. Birey uzun tedavi programı için hazırlanır.
6. Psikiyatrik Aciller : Psikozlar, organik beyin sendromları burada yer
alır. Gerekli tıbbi ve psikiyatrik müdahale hızla yapılmalıdır.
DEVAM
EDİNİZ |
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|