Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Elaman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Kaynak Bilgiler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 

 

Google
 
Web www.sosyalhizmetuzmani.org

  AİLE

 Sosyal Hizmet Uzmanı. İsmet Galip YOLCUOĞLU

Yazarımızın yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
ismetgalip@gmail.com ulaştırabilirsiniz.

   BÖLÜM-1      BÖLÜM-2      BÖLÜM-3       BÖLÜM-4      BÖLÜM-5

  3.14. 58. HÜKÜMET- ABDULLAH GÜL HÜKÜMETİ (18.11.2002- 14.03.2002)
Başbakan Abdullah GÜL Tarafından günü TBMM'ne Sunulan 58. Hükümet Programında, daha önceki hükümetlerce uygulanan yanlış politikalar yüzünden devletin ekonomideki rolü değişen koşullara ayak uyduramadığı, servetin toplum kesimleri ve bölgeler arasındaki dağılımında adalet sağlanamadığı belirtilerek aile konusu şu şekilde ele alınmıştır;


“Son yıllarda koalisyon hükümetleri tarafından uygulanan ekonomi politikaları başarısızlıkla sonuçlanmış, Cumhuriyet tarihinin en büyük ekonomik krizleri yaşanmış ve halkımız görülmemiş bir şekilde yoksulluğa maruz bırakılmıştır. Krizin ekonomik ve sosyal maliyeti çok yüksek olmuş; iç ve dış borç yükü inanılmaz bir şekilde büyümüş, on binlerce iş yeri kapanmış, yüz binlerce insan işini kaybetmiştir. Hükümetimiz, üstlendiği sosyal sorumlulukların gereği olarak, krizden olumsuz etkilenmiş kesimlerle yakından ilgilenecek, sosyal yardım projelerini uygulamaya koyacaktır.
Hükümetimiz, gelir dağılımının iyileştirilmesi ve yoksullukla mücadele politikalarının başarılı olabilmesi için "insan"ı ekonomik kalkınmanın merkezine oturtmayı aynı zamanda "ahlaki" bir zorunluluk olarak görmektedir.
Bu anlayış içinde, gelir dağılımı ve yoksullukla mücadele alanında aşağıdaki politikalar hayata geçirilecektir.
Hükümetimizin uygulayacağı ekonomik program ve politikalarda, "sosyal adalet" gözetilecek ve "insan"ı merkeze koyan yeni bir kalkınma yaklaşımı benimsenecektir. Uygulanacak ekonomik program, sosyal politikalarla uyumlu, sosyal bütünleşmeyi ve dayanışmayı sağlayıcı, işsizliği azaltıcı ve yoksulluğu ortadan kaldırıcı nitelikte olacak; ekonomik büyümeden elde edilecek nimetlerin adaletli bölüşümünü sağlayacak insani bir yapı taşıyacaktır.
Çalışan kesimlerin vergi yükü kademeli olarak hafifletilecektir.
Kapsamlı bir "yoksullukla mücadele" programı uygulamaya konulacaktır.
Açlık sınırı altındaki nüfusa götürülecek hizmetlerin sağlıklı bir şekilde gerçekleştirilmesi için bir veri tabanı kurulacak ve açlık sınırının altındaki aileler belirlenecek ve desteklenecektir.

Eğitimde fırsat eşitliğini sağlamak ve sağlıklı bir nesil yetiştirme hedefleri doğrultusunda yoksulluk sınırı altında olan ailelerin çocuklarına eğitim ve sağlık yardımları yapılacaktır
Yaşanan derin ekonomik sıkıntılara rağmen, toplum olarak ayakta kalmamızı büyük ölçüde sağlam aile yapımıza borçluyuz. Aynı zamanda güçlü bir sosyal güvenlik kurumu olan aile yapımızın sürdürülebilmesi, içinde yaşadığımız değişim sürecinde daha da önemli hale gelmiştir. Hükümetimiz, toplumun temeli olan ailenin korunmasına yönelik çabaları destekleyecektir.

Kadınlarımız hayatın yükünü erkeklerle birlikte paylaşmalarına rağmen, hak ettikleri statüye kavuşamamışlardır. Uygulayacağımız tüm politikalarda bu durumu göz önünde bulunduracaktır. Kadınlarımızın, erkeklerle birlikte her alanda toplumsal sorumluluğu yüklenecek statüye kavuşturulması temel hedefimiz olacaktır.

Sağlıklı nesillerin yetiştirilmesi ve ailede mutluluğun sağlanması için kadın sorunlarının giderilmesine büyük önem verilecektir.

Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesi ile getirilen ilkelerin uygulanmasına yönelik düzenlemeler yapılacaktır.

Kadına yönelik şiddetin, cinsel ve ekonomik istismarın önlenmesi, muhtaç durumdaki kadınların desteklenmesi ve korunması, öncelikli politikalarımız arasında yer alacaktır.”
58. Hükümet dönemindeki en önemli gelişmelerden ve yasal düzenlemelerden birisi, 18 Ocak 2003 tarih ve 24997 sayılı “Aile Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun” dur. Bu kanun, aile hukukundan doğan dava ve işleri görmek üzere kurulan aile mahkemelerine dair hükümleri kapsamaktadır.

3.15. 59. HÜKÜMET- RECEP TAYYİB ERDOĞAN HÜKÜMETİ (18.03.2003-

Başbakan Recep T. ERDOĞAN tarafından ve halen görevde bulunan 59. Hükümet programında aile konusu şu şekilde sunulmuştur;
“Devleti halka hizmet etme aracı olarak gören Hükümetimiz, bir sınıf ve kesimin değil bütün vatandaşlarımızın refah ve mutluluğunu sağlayacak sosyal politikalar yürütecektir. Bu bağlamda yoksullar, bakıma muhtaç yaşlılar, çocuklar ve işsizler için özel programlar oluşturulacak, zor durumdaki vatandaşlarımıza, terkedilmiş ve kimsesizlik duygusu yaşatılmayacaktır. Hükümetimiz, işsizleri, fakirleri, düşkünleri, hastaları, özürlüleri gözeten, onların insan onuruna yakışacak şekilde yaşamalarını sağlayacak bir sosyal devlet anlayışını uygulamaya koyacaktır.
Hükümetimiz, milli değerlerin, birey, aile ve toplumu ayakta tutan manevi dinamiklerin korunup geliştirilmesi konusunda azami gayret içerisinde olacaktır.
Aile, toplumun temeli ve toplumsal dayanışmanın oluşmasında rol oynayan önemli bir kurumdur. Toplumsal mutluluk, dayanışma, barış, sevgi ve saygının yolu aileden geçer. Yaşanan bütün olumsuzluklara ve ekonomik sıkıntılara rağmen toplum olarak ayakta duruşumuzu büyük çapta sağlam aile yapımıza borçlu olduğumuz açıktır. Hükümetimiz aile merkezli politikalara öncelik verecektir.

Kadınlarımız sadece toplumumuzun yarısını oluşturdukları için değil, birey ve toplumun gelişimi ile sağlıklı nesillerin yetiştirilmesinde özel bir konuma sahiptirler. Yılların ihmali sonucu biriken her türlü sorunlarıyla ilgilenilmesi, Hükümetimizin öncelik verdiği bir konudur.”
Bu dönemde kadın ve aileyi ilgilendiren önemli bir konu “Ekonomik Güçlendirme ve İzin” alanında önemli bir gelişme ve iyileştirme sağlanmıştır. Avrupa ülkelerinin tümünde ve Türkiye’de hamile kadınların, hamile olmaları nedeniyle işlerine son verilmesini önleyecek nitelikte yasal düzenlemeler mevcuttur. Doğum öncesinde ve sonrasında anneye ve babaya belirli sürelerle izin verilmektedir. Türkiye’de de kamu veya özel sektörde çalışan kadınların toplam 12 haftalık doğum izni bulunmakta iken, Temmuz 2004 tarihinde ilgili kanunda yapılan değişiklikle bu izinler doğum öncesinde 8 doğum sonrasında ise 8 hafta olmak üzere 16 haftaya çıkartılmıştır. Avrupa Birliği’nin sosyal alandaki temel belgesi olan, insan haklarının sosyal ve ekonomik yönden düzenlenmesini amaçlayan Avrupa Sosyal Şartı’nda da kadınlara doğumdan önce ve sonra olmak üzere en az 12 haftalık dinlenme süresi tanınmıştır. Doğum izni almış kadınların maaş ve aylıkları doğum izni boyunca ödenmektedir. Doğum yapan kamu ve özel sektörde çalışan kadınların ayrıca çocuklarının bakım amacıyla, doğum izninin bittiği tarihten itibaren, ücretsiz izin alma hakları bulunmaktadır. Ücretsiz izin süresi altı aydır. Ayrıca eşi doğum yapan erkeklerin de 3 gün doğum izni alma hakları bulunmaktadır. Oysa Danimarka, İsveç, Finlandiya ve Hollanda’da erkekler için tanınan izin süresi 10 haftaya kadar çıkmaktadır. Ebeveynlere doğum izninin yanı sıra, çocukların eğitilmesi amacıyla uzun süreli, çocuğun hastalanması gibi durumlarda da kısa süreli olmak üzere ailevi nedenlere dayalı izin hakkı verilmektedir. Bu önlemlerin temel özelliği, izinden sonra işe alınmanın güvence altına alınmış olmasıdır.
1949 yılında kurulan ve bugün 44 üyesi olan Avrupa Konseyi tarafından 1961 yılında kabul edilen Avrupa Sosyal Şartı’nı Türkiye ve Maastricht Zirvesi’nde Avrupa Birliği 1989 yılında resmen kabul etmiş; Sosyal Şart’da ve Avrupa Konseyi’nin diğer belgelerinde bulunan sosyal standartların teşvik edilmesi konusunda yükümlülük altına girmiştir (Dedeoðlu 2003).
Bir diğer önemli değişiklikle, 1989 yılında Aile Araştırma Kurumunun (AAK) kurulması ile aile konusunun sosyal politikalar açısından merkezi önemi daha açık hissedilir olmuştur. AAK’nın kuruluşundan sonra kısa zaman zarfına sığdırdığı çalışmalarla ailenin her türden toplumsal sorunu yaşayan/ çözümleyen temel yaşama ünitesi olduğu gerçeği bütün boyutlarıyla açıklık kazanmıştır. Geçen zaman zarfında çeşitli hukuki sorunlar yaşayan Kurum, 13 Kasım 2004 tarihinde 5256 sayılı yasa ile Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü olarak yeniden yapılandırılmıştır.
Sosyal yardım alanında da son dönemde önemli bir iyileştirme SHÇEK’in Ayni-Nakdi Yardım Yönetmeliğinde yapılan değişiklikle gerçekleştirilmiştir. Temel gereksinimlerini karşılayamayan ve yaşamlarını en düşük düzeyde dahi sürdürmekte güçlük çeken kişi ve ailelere 28.09.1986 tarihinde yürürlüğe giren, 29.12.1993, 10.04.1997 ve 31.03.2005 tarihlerinde bazı maddeleri değiştirilen “Ayni Nakdi Yardım Yönetmeliği” hükümleri çerçevesinde sosyal yardım hizmetleri sunulmaktadır.
“Sosyal yardım”; Yoksulluk içinde olup da temel ihtiyaçlarını karşılayamayan ve yaşamlarını en düşük seviyede dahi sürdürmekte güçlük çeken kişilere ve ailelere kaynakların yeterliliği ölçüsünde yapılan ayni ve nakdi yardımları kapsamaktadır.
“Sosyal Yardım Miktarı”, en yüksek devlet memuru aylığının (Ek gösterge dahil ) % 40’ ıdır. Bu miktar 2005 yılı Nisan ayı itibariyle 152,38 YTL. dır. Devlet memuru aylığındaki değişimlere göre bu miktar da değişmektedir.
YARDIMDAN AŞAĞIDAKİ NÜFUS GRUPLARI YARARLANIR;
• Korunma kararlı kuruluşta bakılan çocuklardan ailesi yanında bakılabilecek olanlar,
• Korunma kararlı sırada bekleyen çocuklar;
• Hakkında korunma kararı alınmak talebiyle başvuruda bulunulup, korunma kararı alınmaksızın ekonomik destek ile ailesi yanında bakılabilecek durumda olan çocuklar.
Belli bir politikanın başarısı yeterli süre ile kararlılıkla uygulanmasında bir diğer ifade ile süreklilik kazanmasında yatmaktadır. Bu nedenle ülkedeki siyasal gücün politikanın takibinde önemli bir rolü bulunmaktadır. Türkiye’de somut olarak Beşinci Plan döneminde,1987 yılında başlayan aile politikası oluşturma çabalarına karşın, Avrupa Birliği ülkelerindeki gibi kapsamlı bir aile politikası uygulaması henüz tam anlamıyla hayata geçirilememiştir.


SONUÇ

Türkiye’de gelir bölüşümünde varolan olumsuz durum, özellikle 1980 yılı sonrasında uygulanan ekonomik ve sosyal politikalarla daha olumsuz bir noktaya gelmiştir. Gelir dağılımı eşitsizliği 1980’li yıllara kadar temelde köy-kent ayrımı içinde kalmış iken 1987 yılından sonraki dönemde yeni bir aşamaya geçilerek, bir taraftan iç ticaret hadlerinin tarım aleyhine dönmesi gelir dağılımı bölüşümünde bu kesimin aleyhine bir sonuç doğurmuş, diğer taraftan uygulanan politikalar sonucu toplumun orta kesimini oluşturan ücretli kesim, reel gelirlerinde meydana gelen erozyon sonucunda alt gelir dilimine düşmüşlerdir. Yani, toplumun büyük nüfus gruplarını oluşturan işçiler, memurlar ve aileleri aleyhine gelir dağılımının giderek bozulduğu bir sürece girmiştir.
Aile konusundaki çabalar, yürütülen çalışmalar görünürde bir bütünlük arz etse de, uygulamada pek çok aksaklık ve koordinasyonsuzlukla karşılaşılmaktadır. Bunun temel nedenlerinden biri, Anayasa çerçevesinde belirlenen aileye yönelik temel ilke ve esasların kapsamlı bir aile politikasına dönüşebilmesi için bu politikanın uygulamaya yansıtılacağı araçların henüz yetersiz, iyi tanımlanmamış ve karmaşık bir uygulama anlayışı içinde ele alınmış olmasıdır.
Türkiye’de aileye dönük politikaların ne kadar zayıf, dağınık ve bütünlükten yoksun olduğu açıkça görülmektedir. Bu zayıflığın ve dağınıklığın altında yatan asıl neden bizde ailenin canlı, etki eden, etkilenen, sosyal, kültürel ve ekonomik bir temel ünite olarak devlet politikası kapsamına tam olarak girmeyişi, ona ilişkin gerçekçi politikalar geliştirecek birimlerin bulunmayışıdır. Ülkemizde yönetim politikaları arasında aile adeta kaybolmuş bir ünitedir (Turinay 1991:IV).
Neslin devamını sağlama, çocuk yetiştirme, toplumun üyeleri arasında organik bağlar oluşturma ve bu bağları koruma biçiminde özetlenebilecek işlevleriyle aile, ekonomik ve toplumsal gelişmenin temel unsurları arasındaki yerini korumaktadır.
Türkiye’nin aile politikasına ilişkin temel hedefi, nüfus artışını doğrudan destekleyen veya sınırlayan, çocuğun aile dışında kurumsal bakımını sağlayan politika uygulamalarından ziyade, mevcut nüfus yapısı içinde ailenin ekonomik, eğitsel, sosyal, konut ve kültürel yönlerden, kısacası nitel boyutta açıktan desteklenmesi olmalıdır.
Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü 13 Kasım 2004’de 5226 sayılı yasa ile kurulmuş, Aile odaklı çözüm politikaları oluşturmak Kurumun temel hedefidir.
Modern toplumlarda benimsenen aile politikaları ile pek çok toplumsal sorunun çözümünde ailenin önemli roller aldığı görülmektedir. Gelir dağılımının iyileştirilmesinde, yoksulluğun giderilmesinde, toplumsal ve demokratik değerlerin benimsetilmesinde, ortak yaşama kültürünün oluşmasında, eğitim güçlüklerinin aşılmasında, sağlık hizmetlerinin planlanmasında, cinsiyete bağlı ayrımcılığın ve eşitsizliğin giderilmesinde, çocukların ve gençlerin hayata hazırlanmasında, yaşlı nüfusun yaşam düzeyinin yükseltilmesinde, özürlü ve bağımlı nüfusun bakımı ve rehabilitasyonunda, toplumda dayanışma ve yardımlaşma mekanizmalarının işlemesinde, bireyler arasında fırsat eşitliğinin sağlanmasında, suç ve kötü alışkanlıklarla mücadelede, insani birikimin paylaşılmasında aile kilit rol oynamaktadır.
Aile üyelerinin kendi başlarına halledemedikleri ruhsal, sosyal, ekonomik ve yasal sorunlara çözüm bulmalarında etkili olan aile danışma hizmetleri gelişmiş ülkelerde iyi organize edilmiş ve geliştirilmiştir. Türkiye’de ise 1983 yılında yürürlüğe giren 2828 sayılı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu ile açılan Aile Danışma Merkezleri yoluyla aile danışma hizmetleri yürütülmeye çalışılmaktadır. Bugün ülke genelinde 20 merkezde hizmet verilmekte ancak, toplum tarafından yeterince bilinmemesi ve yönlendirme hizmetlerinin yeterli düzeyde olmaması,hizmet sunma seçeneklerinin yeterince geliştirilememesi nedeniyle istenilen verim elde edilememektedir (Kontaş 1992:155).
Avrupa Birliği ülkelerinde aile politikasının niteliğini büyük ölçüde sosyal güvenlik uygulamaları belirlemektedir ve tüm ülkelerde bugün yaygınlaşmış üç sosyal güvenlik aracı vardır. Birincisi, bir tür külfet-nimet dengesine dayalı olan sosyal sigorta sistemidir. İkincisi, sosyal yardım sistemidir. Üçüncüsü ise sosyal koruma sistemidir. Türkiye’de ise, sosyal güvenlik denildiğinde akla ancak sosyal sigorta sistemi (prim karşılığı çalışanların korunması) ve sosyal yardım sistemi (ihtiyaç sahiplerine karşılıksız ayni/nakdi yardım) gelmektedir.
Gelişmiş ülkelerde bu sosyal güvenlik dayanaklarına bir üçüncü dayanak eklenmiştir ve bunun geliştirilmiş olması aile açısından çok yararlı sonuçlar doğurmaktadır. Sosyal koruma sistemi, vatandaşların devlet tarafından korunması ve himayesini içerir. Bu sistemden memurlar, maluller gibi toplumun belirli kesimleri yararlanırlar. Bu kapsamda aile politikalarını somutlaştıran, .açık kılan, evlilik yardımı, eş yardımı, çocuk yardımı, kira yardımı, eğitime katkı payı, şiddetten zarar görenlere tazminat gibi ek ekonomik katkılarla ailenin ve bir bütün olarak toplumun gelecek güvencesi korunur ve geliştirilir (Seyyar 1999).
Sosyal koruma sistemine ilaveten, sosyal güvenliğin bir diğer sac ayağı olan sosyal yardım da aileleri açıktan desteklemektedir. Bakım yardımı, hastalık yardımı, gebelik yardımı, anne adaylarına yardım, ev idaresine yönelik yardım gibi çeşitli alanlarda yardımlar verilmektedir. Avrupa ülkelerinde gelişmiş sosyal güvenlik ve sosyal politika anlayışı ile aile kurumunun pek çok kaynaktan Türkiye’den çok daha elverişli koşullarda beslendiği açıkça görülmektedir. Avrupa Birliği ülkelerinin tümünde ailede çocuğu destekleyen önlemler alınmıştır. Ülkelerin çoğunda, destek programları çocuk yardımları biçiminde yürütülmektedir. Ailenin gelir düzeyinden bağımsız olarak verilen bu yardımlar çocuğun yaşına ve sırasına göre artış göstermektedir. Danimarka, İsveç, Norveç, Finlandiya ile Belçika ve Hollanda’da tek ebeveynli ailelere özel çocuk yardımları da bulunmaktadır. Bütün ülkeler çocuk yardımları yanında doğum yardımı da ödemektedirler. Seksenli yılların başında çocuk yardımlarına daha fazla sınırlamalar getirildiği, ikinci yarısından sonra ise yardım çarkının tersine döndüğü ve yardım planlarının daha cömert biçimde düzenlendiğidir. Bu durum özellikle Almanya, Danimarka ve Hollanda için geçerlidir (Poelmans ve Sahibzada 2004).
Türkiye’de bu sistemin son derece yetersiz olduğu açıkça görülmektedir. Bugün devlet memurlarına kira yardımı (lojman tazminatı), eş yardımı, çocuk yardımı, doğum ve ölüm yardımı verilmektedir. Fakat bu katkıların son derece düşük tutarlarda oluşu aile politikası anlayışımızda ne kadar ciddi eksiklikler olduğuna ilişkin somut bir örnektir.
Ülkemizde sosyal güvenlik sistemince karşılanmayan iki temel risk, işsizlik ve çocuk yetiştirmedir. Fakat bu iki risk de aile açısından son derece önemli olup, ailenin refahının ve gelir devamlılığının güvencesi durumundadır.
Türkiye’de ailelere çocuk yetiştirmenin doğuracağı gider artışlarına karşı sosyal gelir sağlanmasına duyulan ihtiyacın, ekonomileri gelişmiş zengin ülkelere oranla daha yüksek olduğu açıktır. Çünkü Türkiye’de kişi başına düşen gelir seviyesi bu ülkelere oranla oldukça düşüktür. Aile gelirinin belirli oranını çocuk için harcadığını varsayarsak, bu oranın harcanması düşük gelirlilerde yüksek gelirlilere göre daha büyük özveriye yol açacaktır. Bu nedenle, Türkiye’de çocuk yetiştirme riskine karşı ailelere sosyal gelir sağlanması, başka ifadeyle, çocuk yardımlarına olan ihtiyaç çok yüksektir.
Bu ihtiyacın açıkça ortada olmasına karşın, ekonomik çevreler konuya farklı bir görüşle şöyle yaklaşmaktadır: Temelde, Türkiye’de nüfusun hızlı bir şekilde artması dolayısıyla emek arzının emek talebinin üzerinde olmasından kaynaklanan istihdam edilemeyen önemli bir işgücü fazlası bulunmaktadır. Buna karşılık, Türkiye’de tasarruflar ve sermaye oluşumu henüz yeterli düzeyde değildir. Bu şartlarda çocuk yardımlarının Türkiye’de nüfus artış ve tüketim harcamalarını hızlandırarak tasarruf ve yatırım imkanlarını daha da daraltması ve böylece ekonomik gelişme ve istihdam sorununun çözümünü güçleştirmesi söz konusu olabilecektir. Bu bakımdan Türkiye’de çocuk yetiştirmenin yol açacağı gider artışlarının karşılanması sosyal açıdan gerekli olmakla birlikte, iktisadi sakıncaları nedeniyle bu alanda yeterli bir uygulama yapabilmek güçtür (Kontaş 1992).
Çocuk yardımlarının nüfus artışını ve tüketim alışkanlıklarını körükleyeceğini öngörmek ve Türk toplumunda ailelerin böyle bir devlet katkısına ihtiyacı olduğunu göz ardı etmek doğru bir yaklaşım olarak değerlendirilmemektedir. Nüfus artışı da her türlü olumsuz koşula rağmen, düşen oranlarda da olsa devam etmektedir. Bununla birlikte ailelerin çocuk yardımı ile desteklenmedikleri sürece daha çok yoksullaşma riski taşıdıkları bilinmektedir. Çocuklarına yaptıkları, kültürel, sosyal ve eğitsel yatırımın niteliğini de ekonomik güçlükler olumsuz etkilemeyecek midir? Gelecek neslin toplumsal,ekonomik ve kültürel alanda gelişmiş bir ülkenin oluşumunda en önemli role sahip olduğu düşünüldüğüne sosyal, kültürel, eğitimsel olanaklarından herkesin eşit oranda yararlanmasının sağlanmasında güçlendirilmiş, refah düzeyi arttırılmış ailelerin katkıları olacağı ortadadır. Çocuk sayısı ve eşin çalışma durumu kriterleri göz önünde bulundurularak ailelerin çocuk yardımı ile desteklenmesi kaçınılmaz görünmektedir.
Ülkemizde 1980’li yıllardan sonra yaşanan olumlu ve olumsuz yanlarıyla büyük bir değişim ve dönüşümün yaşandığı yıllar, bir yandan gecekondulaşma, konut sorunu, işsizlik, kentsel yoksulluk, mekansal ayrımlaşma, cemaatleşme gibi sorunlarla karşı karşıya kaldıkları bir dönem olmuştur. 1980-1985 yılları arasında yoğunlaşan göç hareketi daha sonraki dönemde de sürekliliğini korumuştur. Birçok sosyal sorun toplumda kronik bir hale gelmiş ve umutsuzluk, geleceğe ilişkin belirsizlik, kızgınlık duygularıyla seçmen yılladır politika sahnesindeki partileri 2002 genel seçiminde siyasi arenadan uzaklaştırmış ve sosyal demokrat ve muhafazakar demokrat sadece iki parti meclise girebilmiştir.
Sonuç olarak, kemikleşen sosyal sorunlardan ailelerin daha uzun süre olumsuz etkilenmemesi ve örselenmemesi için devlet kapsamlı ve doğrudan aileyi hedefleyen, çözüm üreten politikalar belirlemek ve süratle uygulamaya koymak durumundadır. Hartman (1995)’ın da vurguladığı gibi devlet, toplumda yaşanan çeşitli sorunlara, aile politikaları oluşturmak yoluyla sağlıklı bir tepki verebilir.

KAYNAKÇA
BAGAVOS, C. ve MARTIN C. “What Happens to the European Family”, Family
Observer, European Observatory on Family Matters, No.3, European
Commission Employment and Social Affairs, 2002:20-28.
CHRISTOPHER, K. “Family-Friendly Europe” The American Prospect, APRIL 8, 2002.
DEDEOĞLU, B. “Dünden Bugüne Avrupa Birliği”, Boyut Yayınları, 2003
DPT. “Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı Aile Özel İhtisas Komisyonu Raporu”, Yayın No.2562, Ankara, 2001.
DUMON, W. .”Avrupa Topluluğu Ülkelerinde Aile Politikaları” Avrupa Topluluğu Ülkelerinde Aile Politikası, W. Dumon (Der.), T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayınları No.69, Ankara, 1991.
EC (European Commission).”Family Benefits and Family Policies in Europe Country Reports”, European Commission Directorate-General for Employment and Social Affairs Unit E.2, June, 2002
<http://europe.eu.int/comm/employment_social/missoc/2002/intro_en.pdf >
ESPING-ANDERSEN, G.”The Three Worlds of Capitalism”, Princeton UniversityPress, New Jersey, 1990.
FLAQUER, L. “Family Policy and Welfare State In Southern Europe” WP núm. 185
Institut de Ciències Polítiques i Socials, Working Paper, Barcelona, 2000.

GIDDENS, A. “Sociology” Polity Press, Cambridge, 1990
GORNICK, J. ve M. MEYERS. “Lesson-Drawing in Family Policy: Media Reports and Empirical Evidence about European Developments” Journal of Comparative Policy Analysis: Research and Practice, Forthcoming, 2000.
HÜNEE. Türkiye Nüfus ve Sağlık Araştırması 2003, Hacettepe Üniversitesi Nüfus Etütleri Enstitüsü, Ankara, Ekim, 2004.
JANSEN, T. “European Identity and/or the Identity of the European Union”, Reflections on European Identity . European Commision Working Paper, (Der), Jansen, T., Brussels, 1999
KAMERMAN, S.B. ve A.J. KAHN. “Child and Family Policies in the United States at the Opening of the Twenty-first Century” Social Policy & Administration, Vol.35 No.1, March 2001:69-84.
KLEINMAN, M. “A European Welfare State?”, Palgrave, London, 2002
KONTAŞ, Y. Mehmet. “Çeşitli Ülkelerde ve Türkiye’de Aile Politikası Uygulamaları ve Türkiye İçin Politika Önerileri”. Devlet Planlama Teşkilatı Sosyal Politika Genel Müdürlüğü Araştırma Dairesi Başkanlığı. Uzmanlık Tezi, Mart, 1992.
KORAY, Meryem.”Avrupa Toplum Modeli (Nereden Nereye?)”, TÜSES Yayınları,2002.
LIEBFRIED, Stephan. .Towards a European Welfare State?”New Perspectives on the Welfare State in Europe” (Der.), Jones, C., Routledge, London, 1993
International Journal Social Welfare, Vol.12, 2003:2.13
LIN, K. ve M. RANTALAIHO. “Family Policy and Social Order . Comparing the
Dynamics of Family Policy-Making in Scandinavia and Confucian Asia”
International Journal Social Welfare, Vol.12, 2003:2.13

NELSON, B.S. “Family Politics and Policy in the United States and Western Europe”, Comparative Politics, April, 1985.
POELMANS, S. ve K. SAHIBZADA. “A Multi-Level Model for Studying the ContextandImpact of Work.Family Policies and Culture in Organizations” Human Resource Management Review, (2004).
ROSANVALLON, Pierre. “Refah Devletinin Krizi”. Çev. Burcu Şahinli, Dost Yayınları,
Şubat, 2004
SEYYAR, Ali. “Sosyal Siyaset Açısından Kadın ve Aile Politikaları”. Birey Yayıncılık,İstanbul, 1999.
TURİNAY, Necmettin. “Avrupa Topluluğu Ülkelerinde Aile Politikası, W.Dumon (Der.), T.C. Başbakanlık Aile Araştırma Kurumu Yayınları No.69, Ankara,1991.

İÇİNDEKİLER
GİRİŞ

1. TOPLUMUN TEMEL BİR KURUMU OLARAK AİLE ............... 1
1.1. Aile ve Hanehalkı .......... 2
1.2. Ailenin İşlevlerindeki Değişmeler ................... 3
2. TÜRKİYE’DE TOPLUMSAL DEĞİŞME , KALKINMA VE
İLE POLİTİKALARI ................... 3
2.1. Sosyal Politika ve Refah Devleti ......... 4
2.2. Aile Politikası Kavramı .......... 5
2.3. Aileyi Koruyan Politika Uygulamaları .......... 6
3. TÜRKİYE’DE 1980 SONRASI AİLE POLİTİKALARI ...... 7
3.1. 45.HÜKÜMET- I. ÖZAL HÜKÜMETİ DÖNEMİ ...................... 9
3.2. 46. HÜKÜMET- II. ÖZAL HÜKÜMETİ DÖNEMİ .......... 11
3.3. 47. HÜKÜMET- YILDIRIM AKBULUT HÜKÜMETİ ................ 13
3.4. 48. HÜKÜMET- MESUT YILMAZ DÖNEMİ .............. 14
3.5. 49. HÜKÜMET DYP-SHP KOALİSYON HÜKÜMETİ .............. 14
3.6. 50. HÜKÜMET-TANSU ÇİLLER’İN I. DÖNEMİ ......... 15
3.7. 51. HÜKÜMET-TANSU ÇİLLER’İN II. DÖNEMİ ......... 17
3.8. 52. HÜKÜMET-TANSU ÇİLLER’İN III. DÖNEMİ ......... 17
3.9. 53. HÜKÜMET-MESUT YILMAZ’IN II. DÖNEMİ .............. 17
3.10. 54. HÜKÜMET NECMETTİN ERBAKAN DÖNEMİ .................... 18
3.11.55. HÜKÜMET III. MESUT YILMAZ HÜKÜMETİ ............. 19
3.12. 56. HÜKÜMET- IV. BÜLENT ECEVİT DÖNEMİ ... 23
3.13. 57. HÜKÜMET V. BÜLENT ECEVİT DÖNEMİ ................ 24
3.14. 58. HÜKÜMET- ABDULLAH GÜL HÜKÜMETİ ............. 26
3.15. 59. HÜKÜMET- RECEP TAYYİB ERDOĞAN HÜKÜMETİ .............. 28

SONUÇ ............. 31
KAYNAKÇA ..................... 36


©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak göstermek ve izin almak etik kuraldır.



Bize Ulaşın