3.2. 46. HÜKÜMET- II. ÖZAL HÜKÜMETİ DÖNEMİ (14
Aralık 1987-31.10.1989)
Doğrudan aileye ilişkin olarak hükümet programında şu görüşlere yer
verilmiştir:
“Aile toplumun temelidir. Kadını toplumumuzun ve aile müessesemizin en
önemli unsuru olarak görüyoruz. Kadınlarımızın haklarının korunması ve
ülkemizin gelişmesine daha fazla katkılarının sağlanması hedefimizdir.”
Kapalı aile politikası uygulayan Türkiye’de sosyal politikanın, sosyal
sektörlerdeki gelişmelerden ziyade, ekonomik sektörlerdeki gelişmelere
odaklanmış olması ailenin yoğun ihmalinin önemli nedenlerindendir. Açık aile
politikası uygulamalarına yönelik ilk somut adım, Beşinci Beş Yıllık
Kalkınma Planı (1985-1989) 1987 yılı programında atılmıştır. Toplumun
refahını arttırmak amacına yönelik olarak ailenin maddi ve manevi varlığının
geliştirilmesi bütünlüğünün korunması, toplum içinde güçlü bir müessese
olarak fonksiyonunu sürdürebilmesi için; kalkınmanın nimetlerinden
faydalanmada, istihdam ve sosyal hizmetlere katılmada ve bunlardan
yararlandırılmada aile biriminin temel hedef olarak alınacağı ifade
edilmiştir (Kontaş 1992:96).
Bu hedeften hareketle, 1987 yılında Türkiye’de ailenin durumunun ve
sorunlarının tespiti amacıyla Devlet Planlama Teşkilatı tarafından bir özel
ihtisas komisyonu kurulmuştur. Konu ile ilgili resmi kuruluşların uzmanları
ile akademik çevrelerin katıldığı Aile komisyonunca hazırlanan raporda,
ailenin özellikleri ve sorunları ayrıntısıyla açıklanmış, ele alınan
konularda geniş kapsamlı bir araştırmaya olan ihtiyaç ifade edilmiştir.
Hazırlanan rapor, hem VI. Beş Yıllık Kalkınma Planına, hem de devletin
aileye yönelik politikalarına etki etmiştir. Aynı yıl “Türk Aile Yapısı”
araştırması yapılmıştır. 1988 yılı programında, aile konusundaki gelişme ve
sorunlar arasına 1987 yılı programında farklı olarak Türkiye’de evlenmelerin
özellikleri de ele alınmıştır. Erken yaşta evlilikler, akraba evliliklerinin
yarattığı sorunlar üzerinde durulmuştur. Her iki programda da ortak olan
nokta, ailenin güçlendirilmesi ve korunması ilkesinden hareketle, aile
hayatını daha yaşanır, daha çekici kılacak ve ortaya çıkması muhtemel aile
sorunlarının daha kolay çözülmesini sağlayacak eğitim faaliyetlerinin
televizyon ve radyo gibi yayın araçlarının kullanımı ile topluma sunulması
üzerinde durulmasıdır. 1989 yılı programına da önceki programlara ek olarak,
aile konusuna kadın ve çocuk hakları konuları da dahil edilmiştir.
1989 yılında, aileye yönelik politikaların bir bütünlük içinde ele alınması
amacıyla daha önce Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanlığı’na bağlı olan Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Başbakanlığa bağlanmış ve aynı düzenleme
çerçevesinde kurum bünyesinde “Ailenin Bütünlüğünün Korunması Dairesi”
kurulmuştur.
1989 program yılı döneminde ayrıca 1987 ve 1988 yılı programlarında sözü
edilen “Türk ailesinin bütünlüğünün korunması, güçlendirilmesi ve sosyal
refahın arttırılması için gerekli araştırmaları yapmak, projeler
geliştirmek, bunların uygulamaya konmasını sağlamak ve aile ile ilgili
ulusal politikanın oluşmasına yardımcı olmak üzere” Aile Araştırma Kurumu
29.12.1989 tarih ve 21911 sayılı kanun hükmünde kararname ile kurulmuştur.
Bu kurumun faaliyetlerinden de bir devlet bakanı sorumlu kılınmıştır.
Bu kanunun amacı, “ Türk ailesinin bütünlüğünün korunması, güçlendirilmesi
ve sosyal refahının artırılması için gerekli araştırmaları yapmak ve
projeler geliştirmek, bunların uygulamaya konulmasını sağlamak, aile ile
ilgili milli bir politikanın oluşmasına yardımcı olmak üzere Aile Araştırma
Kurumunun kurulmasıdır.”
Konut yardımları da aileyi destekleyen hizmetler kapsamındadır. Bu hizmet
genellikle çok çocuklu ve az gelirli aileleri odak almaktadır. Genelde kira
yardımları biçiminde sunulmaktadır. Ayrıca konut politikası uygulayan Avrupa
ülkelerinde aileler doğrudan düşük kredilendirme ile konut hizmetlerinden de
yararlandırılmaktadır. Batı Avrupa ülkeleri bu uygulamaya iyi bir örnektir.
Bu ülkelerde öncelik sırasına göre, yeni evlilere, tek ebeveynli ailelere ve
özürlü çocuğa sahip ailelere konut hizmeti sunulmaktadır. Türkiye genel
nüfusu içinde çok sayıda ailenin konut sahibi olduğu bir ülkedir. Tabi bu
noktada göçü ve beraberinde getirdiği ülkemize özgü- gecekondulaşma olgusunu
da bu oluşumda dikkate almak gerekir.
46. Hükümet döneminde ülkemizde geniş çaplı bir “Gecekondu Affı” yasası
çıkartılmış ve kırsal kesimden göç eden aileler bu kararı sevinçle
karşılarken toplumun büyük kesimi de bunu bir hukuksuzluk örneği ve oy
almaya yönelik bir politika olarak yorumlamışlardır.
* Konut sektöründe 1983 yılında inşaat ruhsatı alan konut sayısı 169 bin
iken, 1988’ de 473 bine ulaşmıştır.
3.3. 47. HÜKÜMET- YILDIRIM AKBULUT HÜKÜMETİ ( 09.11.1989-23.06.1991)
Turgut ÖZAL’ın Cumhurbaşkanı olması üzerine 47. Hükümet Yıldırım AKBULUT
Başbakanlığında kurularak bir önceki Özal hükümetlerinin programında
doğrudan aileye ve kadına ilişkin olarak söylenenler aynen şu şekilde
yinelenmektedir.
“Toplum hayatının ahenkli ve sağlam bir şekilde devam ettirilmesinde,
gençlerimizin yetiştirilmesinde, ahlakın, milli ve manevi değerlerin
korunmasında; aile
yapımızın tabii ve tarihi vasıfları olan, örf ve an’ anelerimiz ile
perçinleşmiş bulunan, sevgi, feragat ve fedakarlığın rolü herşeyin
üzerindedir. Fert ve toplum
seviyesinde sosyal güvenliğin ilk ve önemli teminatı ailedir.
Kadını toplumumuzun ve aile müessesemizin en önemli unsuru olarak görüyoruz.
Kadınlarımızın haklarının korunması ve ülkemizin gelişmesine daha fazla
katkılarının sağlanması hedefimizdir.
Okur-yazar nüfusunun oranı 1983 yılında yüzde 76 iken 1989 yılında yüzde 89’
a yükselmiştir.
Türkiye’de ilk kez 1990’da uygulamaya giren Uluslar arası Çocuk Hakları
Bildirgesi her ne kadar uygulamada değerini bulamasa da yasal düzenleme
açısından çocuklar adına bu dönemdeki önemli bir gelişmedir.
Tamamiyle renkli televizyon yayına iktidarımız döneminde geçilmiş, ikinci ve
üçüncü kanal TV başlatılmış, ayrıca Güneydoğu Anadolu Bölgemiz için özel bir
yayın kanalı devreye sokulmuştur. Televizyon haftalık yayın saati 1983
yılında 37 saat iken, 1989’ da 213 saate yükselmiştir.
1983’ te sosyal güvenlik kapsamındaki nüfusun toplam nüfusa oranı yüzde 48.1
iken bu oran 1989 yılında yüzde 59.1’ e ulaşmıştır.
1990 yılı programı uygulama dönemindeki en önemli gelişmelerden biri “Türk
kadınının eğitim seviyesini yükseltmek, tarım, sanayi ve hizmetler kesiminde
ekonomik hayata katılımını arttırmak, sağlık, sosyal ve hukuki güvenliğini
sağlamak ve böylece kadının statüsünü genel olarak geliştirmek üzere eşitlik
içinde sosyal, ekonomik, kültürel ve siyasi alanlarda hak ettiği statüyü
kazandırmak üzere” Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı’na bağlı “Kadının
Statüsü ve Sorunları Genel Müdürlüğü’nün kurulması olmuştur. Genel Müdürlük
daha sonra bir devlet bakanının sorumluluğuna bırakılmıştır. Böylece Sosyal
Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu, Aile Araştırma Kurumu ve Kadının Statüsü
ve Sorunları Genel Müdürlüğü aynı devlet bakanlığına bağlanarak aile kadın
ve çocuğa yönelik politikaların bir bütünlük içinde tespit ve uygulamasına
imkan sağlanmıştır.
Kurumsallaşma ve hizmette bütünlük oluşturma çabalarının yanı sıra, 1990
yılında Türkiye’de ilk Aile Şurası düzenlenmiştir. Bununla birlikte, her yıl
6 Mayıs’ı takip eden haftanın “Aile Haftası” olarak kutlanması
kararlaştırılmıştır. Bir de “Aile Danışma Merkezleri”nin sayısının ve hizmet
ağının yaygınlaştırılması çalışmaları hızlandırılmıştır (Kontaş 1992:104).
3.4. 48. HÜKÜMET- MESUT YILMAZ DÖNEMİ ( 23.06.1991-20.11.1991)
ANAP hükümetlerinin sonuncusu Mesut YILMAZ Başbakanlığında kurulan 48.
hükümettir. Hükümet programında diğer ANAP hükümetlerinden farklı olarak
sosyal güvenlik politikalarından bağımsız bir biçimde programın temel
ilkeleri arasında şöyle yer almaktadır:
“Toplumumuzun temeli ve milli varlığımız aile kurumuna büyük önem veriyoruz.
Bu konuda Anayasalarımızda öngörülmüş olan ve iktidarımız döneminde kurulan
teşkilatları daha etkin hale getireceğiz.”
Programda sağlık politikaları bağlamında da “sağlıklı bir nesil yetiştirmek
amacıyla aile planlaması, ana ve çocuk sağlığı çalışmalarına özel önem
verileceği” ifade edilmektedir.
3.5. 49. HÜKÜMET DYP-SHP KOALİSYON HÜKÜMETİ (20.11.1991-16.051993)
7. Kez Başbakan olan Süleyman DEMİREL’in başbakanlığında SHP ile kurulan
koalisyon hükümeti döneminde konu programda şu şekilde ele alınmıştır;
“Hükümet ve hükümet dışı kuruluşlarla yerel yönetimlerin kadınlarla ilgili
çalışmaları, işbirliği ve koordinasyon içinde değerlendirilerek kadınlara
ilişkin
politikalar oluşturulacaktır.
Başta Birleşmiş Milletler’in kabul ettiği ve Türkiye tarafından onaylanan
“Kadınlara Karşı Her Türlü Ayrımcılığının Önlenmesi Uluslararası Sözleşmesi”
ve
diğer uluslararası kararları ile, Avrupa Konseyi, İLO, OECD, AGİK gibi
kuruluşların kadınlara yönelik kararları doğrultusunda iç mevzuatımızda
düzenlemelerin yapılması uluslararası boyutta Türkiye tarafından konulan
çekincelerin kaldırılması için gerekli çalışmalar gerçekleştirilecektir.
Bu amaçla Hükümetimiz bünyesinde “Kadın, Aile ve Çocuk Sorunları Bakanlığı”
kurularak anlamlı bir adım atılmaktadır. Uluslararası çocuk hakları
deklarasyonuna uygun bir biçimde çocuk haklarının korunmasını düzenleyen
yasa çıkarılacaktır”
1993’de Süleyman Demirel ve Tansu Çiller’in Başbakanlıklarında enflasyon,
%106, memur maaşı artışı %30 artmış, hayat pahalılığı, yüksek enflasyon ve
halkın satın alma gücündeki azalma toplumun geniş kesimlerini, aileleri ve
çocukları olumsuz etkilemiştir.
3.6. 50. HÜKÜMET-TANSU ÇİLLER’İN I. DÖNEMİ (16.05.1993-20.09.1995)
Aile konusu hükümet programında şu şekilde ele alınmıştır;
“Gelecek kuşakların iyi yetişmesini sağlayacak bir Aile Planlaması
benimsenecektir. Kadınların eğitim düzeylerinin yükseltilmesi ve mesleki
eğitim imkanlarından daha fazla yararlanmak suretiyle tarım dışı sektörlerde
istihdamlarının yaygınlaştırılması, özellikle uygulanacak teşvik
politikaları aracılığıyla kadınlarımızın kendi iş yerlerine sahip olma
imkanları geliştirilecektir. Kadın işgücünün ekonomiye katkısı sağlanacak ve
kadınların karar mekanizmalarına daha etkin katılabilmeleri için yeni
politikalar gerçekleştirilecektir.
Aile korunacak, desteklenecektir. Toplumun en küçük ünitesi ve demokrasinin
en küçük birimi olan aile, değişen ve gelişen bir dünyada bu
değişikliklerden en çok etkilenen bir kurum olarak, devletin özenle koruması
gereken bir konumdadır.
Bu amaçla, aile yapımızın gösterdiği değişimi, bu değişimden doğan
sorunları, bunlara getirilecek çözüm yollarını saptamaya yönelik gerekli
araştırmalar en kısa sürede sonuçlandırılacaktır.
Korunmaya muhtaç çocukların aile ortamı içinde yetiştirilmesine özel önem
verilecek ve evlat edindirmenin yasal işlemleri kolaylaştırılacaktır.”
Birleşmiş Milletler tarafından 1994 yılında başlatılan seferberlik (Uluslar
arası Aile Yılı) ailenin yoksullukla mücadelede ve toplumsal kalkınmada
dinamik bir kavram olarak bütün toplumlar için büyük önem taşıdığı gerçeğini
gündeme taşımıştır.
1994 yılında ülkemizin içine düştüğü ağır ekonomik buhran ve buna bağlı
olarak yaşanan sosyal problemlerin çözümü konusunda getirilen önerilerin
yeni bir bakış açısıyla ele alınmasında aile merkezli politikalar oldukça
önem arzetmektedir.
1994 DİE Gelir Dağılımı Anketine göre nüfusun en fakir yüzde 20'si milli
gelirden yüzde 5 pay alırken, en zengin yüzde 20'sinin gelirden aldığı pay
yüzde 55 tir.
Mevcut sorunlar karşısında toplumun en önemli direnç noktası olarak kabul
edilen “aile” büyük ölçüde yıpranmış ve işlevlerini yerine getiremez hale
gelmiştir. Yeniden toparlanma sürecindeki Aile Araştırma Kurumu misyonu
gereği önemli bir yükümlülükle karşı karşıya bulunmaktadır.
Devalüasyon, 5 Nisan 1994 istikrar önlemleri ile ekonomide iç talep iyice
daraltılmış, halkın alım gücü düşmüş, kamu açıkları artmış, Türk ekonomi
tarihinin en kara yılı yaşanmıştır.
Bu dönemde toplumsal yapı içindeki en dinamik ve değişime ve gelişmelere en
hızlı tepki veren “aile” kurumunun aile içi ilişkilerinde bozulmalar artmış,
çatışma ve çelişkiler derinleşmiştir.
Kriz, ailenin toplumsal konumunu, rollerini, aile bütçelerini, işgücüne
katılım biçimlerini, ev içi sorumlulukların dağılımını, ailenin varlık
durumunu, ailelerin toplumsal çevre ile ilişkilerini ve toplumsal yaşama
katılım eğilimlerini etkilemiştir. Değişen koşullar, ailenin yaşam
kalitesini göreli olarak olumsuz yönde etkilemiş, ailenin yoksullaşması,
işsizlik yaşam standartlarında düşüş, iç ve dış ilişkilerde iletişim
çatışmaları yaşanmış, ailenin temel gereksinmelerini karşılama, yaşanılan
sorunları çözme olanakları daralmıştır. Toplum ve aile içinde yaşayan
bireylerin göreli refah algılamaları, kriz nedeniyle olumsuz yönde nitelik
kazanmış doyumsuzluk ve mutsuzluk artmıştır ( Cılga 2001: 135).
DEVAM EDİNİZ