|
|
|
AİLE
Sosyal Hizmet Uzmanı. İsmet Galip YOLCUOĞLU
Yazarımızın
yayınları hakkında görüşlerinizi ve yorumlarınızı
ismetgalip@gmail.com
ulaştırabilirsiniz.
|
BÖLÜM-1
BÖLÜM-2
BÖLÜM-3
BÖLÜM-4
BÖLÜM-5
3. TÜRKİYE’DE 1980 SONRASI AİLE POLİTİKALARI
Ülkemiz, 24 Ocak 1980 ekonomik kararları ve onun ardından gelen rejim
değişikliğiyle 1980’li yıllarda yeni liberal ve muhafazakar unsurları
birleştiren yeni sağ söylemin egemenliğinde bir dönüşüm sürecine girmiştir
(Yarar, 1998:49).
Özellikle 1980’li yıllarda uygulanan günümüzde de değişik boyutlarıyla
sürdürülmeye çalışılan ekonomik ve sosyal politikalar varolan olumsuzlukları
ve yoksulluğu daha da belirgin bir hale getirmiştir. Kişi başına gelir
düzeyinin düşük olduğu bir ekonomik yapıda, gelir dağılımının bozuk olması
yoksulluğun yaygınlaşması sorununu da beraberinde getirmiştir.
12 Eylül 1980 askeri harekatından sonra uygulanmaya sokulan 24 Ocak
kararları olarak anılan neo-liberal politikalar sonucu, kentsel iş
piyasasında, işten çıkarma, taşeronlaşama, sözleşmeli ve dönemsel işçilik
gibi uygulamalar yaygınlaşmış ve bu durum bir yandan çalışanların
ücretlerinin düşmesine neden olurken, işsizlik iyice artmış diğer yandan da
ücretli ve yoksul aileler sorunsalı ortaya çıkmıştır.
12 Eylül 1980 harekattan sonra Bülend Ulusu hükümetinde ,ekonomiden sorumlu
başbakan yardımcılığına getirilen Turgut ÖZAL, İzlenen para politikası faiz
oranlarının hızla yükselmesine ve bankerlik kuruluşlarının iflasına yol
açınca askeri yönetimle ters düştü ve 1982 yılında istifa ederek , 1983’te
Anavatan Partisini kurmuştur.
Bu dönemde yeniden parlementer sisteme ve sivil döneme geçmeden önce, aile
politikası açısından önemli bir adım atılarak, 24.05.1983 tarihinde 2827
sayılı” Nüfus Planlaması Hakkında” çıkartılan kanunla, nüfus planlamasının
gebeliği önleyici tedbirlerle sağlanacağı, gebeliğin sona erdirilmesi ve
sterilizasyonun devlet denetiminde yapılacağı ifade edilmiştir. Çoğu Avrupa
ülkesinde ve Türkiye’de gebeliği önleyici yöntemlerin kullanılması ile
ilgili bilgilendirme kampanyaları aile politikası çerçevesinde devlet
tarafından üstlenilmiştir. Bunun yanı sıra özellikle Türkiye’de sivil toplum
örgütleri de aile planlaması konusunda çeşitli faaliyetler yürütmektedirler.
Belçika, Lüksemburg ve İrlanda dışındaki bütün Avrupa Birliği ülkelerinde az
veya çok sınırlı olmakla birlikte belirli şartlar altında kürtaja izin veren
kanunlar yürürlüktedir. Fakat aile planlaması konusunda Avrupa Birliği
ülkelerinin ortak duruşu nüfusu artışını dengelemekten ziyade arttırmaktır.
Avrupa’nın aksine Türkiye’de 1950’lerden günümüze değin aileye ilişkin
politikaların en etkili ve yaygınlaşmış uygulamasını nüfus artış hızını
düşürmeye dönük aile planlaması uygulamaları oluşturmuştur. Türkiye’de
nüfusun 13 milyon kişi civarında olduğu 1923 yılından itibaren nüfus
politikaları gündeme gelmiştir. Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı
sürecinde ağır insan kayıpları nedeniyle Cumhuriyetin ilk yıllarında
doğurganlığın arttırılması temel ihtiyaç olarak kabul edilmiştir. İnsan gücü
kaynağındaki eksiklik ve ülkenin savunma ihtiyacının yanı sıra, yüksek
oranda bebek ve çocuk ölümleri de Türkiye’yi 1950’lere kadar pronatalist bir
nüfus politikası izlemeye yönlendirmiştir. Nüfus artışını doğrudan ve
dolaylı yollarla teşvik eden çok sayıda kanun bu dönemde kabul edilmiştir.
Bu kanunlar beş ve daha fazla sayıda çocuk sahibi kadınlara para ödülü,
vergi indirim teşvikleri ve sağlık nedenleri dışında gebeliği önleyici
yöntemlerin reklamının, ithalatının ve satışının yasaklanması ile sağlık
sorunları dışında gebeliklerin isteyerek sonlandırılmasının yasaklanmasını
içermiştir. Türkiye’de 1950’lerde nüfus artış hızlarının yüksek olması,
artan sayıda yasal olmayan yollarla yapılan kürtajlara yol açmış ve bunun
sonucu olarak pek çok annenin hayatını kaybettiğinin saptanması, nüfus
konusunun politika gündemi içinde yer almasına yol açmıştır. Kent nüfusunun
hızla artması ve istihdam sorunları da hükümetlerin bu konudaki tutumlarını
antinatalist politika yönünde değiştirmelerinde önemli rol oynamıştır (HÜNEE
2004:9).
Avrupa ülkelerinin tümünde ailelere yönelik vergi indirim ve muafiyetleri
yer almaktadır. Bu destek türünde, ailedeki çocuk sayısı ya da eşin çalışma
durumu kriterleri göz önünde tutularak aileler vergi indiriminden
yararlandırılmaktadır. Örneğin Fransa.da çocuksuz ailelerin gelirlerinin %
5’i vergilendirilirken, iki çocuklu ailelerde bu oran %1.e düşmektedir (Gornick
ve Meyers 2000). Ülkemizde, nüfus artış hızının azaltılması yönünde devlet
politikalarımıza paralel olarak 1980 yılından sonra da çok çocuklu ailelere
bu tür vergi indirimi avantajları uygulanmamaktadır.
Bir diğer önemli kanunla Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu Kanunu
2828 sayılı kanun olarak ve 24/5/1983 tarihinde kabul edilmiş, korunmaya,
bakıma veya yardıma muhtaç aile, çocuk, sakat, yaşlı ve diğer kişilere
götürülen sosyal hizmetlere ve bu hizmetleri yürütmek üzere kurulan
teşkilatın kuruluş, görev, yetki ve sorumluluklar ile faaliyet ve
gelirlerine ait esas ve usulleri düzenlemeyi ve sosyal hizmet alanındaki çok
başlılığı önleyerek bu alandaki çalışmaları tek çatı altında toplamayı
amaçlamıştır.
Ailenin Yerini Alan Hizmet ve Kurumları olarak, gelişmiş ülkelerin tamamında
en yaygın olanı çocuklara yönelik kreş ve gündüz bakımevleridir. Bu
kurumlar, çocuğun sosyalleşmesinin sağlanmasının yanı sıra, çalışan anne ve
babaların 0-6 yaş grubunda bulunan çocuklarının bakımlarını gerçekleştirmek,
bedensel ve ruhsal sağlıklarını korumak, geliştirmek ve çocuklara temel
değer ve alışkanlıkları kazandırmak amacıyla oluşturulan kurumlardır . Fakat
ülkemizde gündüz bakım hizmetleri özellikle anne-babanın gereksinimlerini
gerek nitelik gerekse nicelik olarak karşılamak açısından gelişme ihtiyacı
içindedir . Avrupa ülkelerinin genelinde çocuklara yönelik kurumsal bakım ve
koruma hizmetlerinin yeterli düzeyde gelişmemiş oluşunun temel nedeni
arasında çocuğun önemli ekonomik desteklerle aile içinde bakımı ve
yetiştirilmesinin öncelikli bir aile politikası olarak ele alınıyor
olmasıdır.
3.1. 45.HÜKÜMET- I. ÖZAL HÜKÜMETİ DÖNEMİ (13.12.1983-14 Aralık 1987)
12 Eylül döneminin ardından kurulan ilk sivil Hükümet olan I. Özal
Hükümetinin programı daha önceki hükümetlerin programlarına kıyasla “aile”
konusuna özel bir yer verişiyle ayrılmaktadır. Programda aile konusuna şöyle
yaklaşılmaktadır :
“ Aile milletimizin temelidir.
Aile yapımızın tabii ve tarihi vasıfları olan, örf ve ananelerimizin ile
perçinlenmiş bulunan sevgi, saygı, feragat ve fedakarlığın geliştirilmesinin
toplum hayatının ahenkli ve sağlam bir şekilde devam ettirilmesinde,
gençlerimizin yetiştirilmesinde, ahlakın, milli ve manevi değerlerin
korunmasında çok önemli bir rolü olduğuna inanıyoruz.
Fert ve millet seviyesinde sosyal güvenliğin ilk ve en önemli teminatı
ailedir. Aileye ilişkin bu temel yaklaşım sosyal güvenlik konusundaki
anlayış ile bütünleşmektedir.
Gönüllü sosyal dayanışmayı, bilhassa geleneksel sosyal dayanışma esaslarını
ve kuruluşlarını, bilhassa toplumumuzun temelini teşkil eden aile sistemi
içinde sevgi, şefkat ve saygıdan kaynaklanan tabii sosyal dayanışmayı idame
edecek tedbirlerin alınmasını faydalı görmekteyiz.”
Ayrıca programda aile ile bağlantılı olan şu görüşlere yer verilmiştir.
“ Çocuklarımızın daha doğum öncesi safhadan başlamak üzere, gelişmelerinin
her safhasında ihtiyaç duyulan her çeşit ana ve çocuk sağlığı hizmetlerine
büyük önem verilecektir. Beden ve ruh sağlığı daha güçlü nesiller
yetiştirmeleri için dar gelirli ailelere sosyal yardım yapmak gayesini de
taşımaktayız. Tarımda teknolojik gelişmenin ve iktisadi verimliliğin dikkate
alınarak, çiftçi ailesi gelirinin aile başına ortalama milli gelir
seviyesine yükseltilmesini öngören bir tarım reformunun yapılmasını faydalı
buluyoruz”.
Aile konusu, Devlet Planlama Teşkilatı 1987 Yılı programında da özel bir
vurguyla şu şekilde ele alınmıştır:
“ Beşinci Beş Yıllık Kalkınma Programı ilkeleri doğrultusunda, toplumsal
refahı arttırma amacına yönelik olarak ailenin maddi ve manevi varlığın
geliştirilmesi, bütünlüğünün korunması, güçlü bir kurum olarak varlığını
sürdürmesi için; kalkınmanın nimetlerinden yararlanmada, istihdam ve sosyal
hizmetlerde katılımda ve bunlardan yararlanmada aile biriminin temel hedef
olarak alınacağı belirtilmiştir. Bir kararname ile yayınlanan programda
ailenin genel sosyal, ekonomik, demografik özelliklerinden bahisle bazı
sorunları üzerinde de durulmuştur. Bu yolla Türkiye’de aile politika
tercihlerinde bir ölçüt olmaktan çok özel bir politika alanı olma eğilimine
girmiştir (Kontaş 1992:94-95).
Bu dönemdeki bir diğer önemli gelişme sosyal yardım alanında ortaya çıkmış
ve SHÇEK Genel Müdürlüğü tarafından, temel gereksinimlerini karşılayamayan
ve yaşamlarını en düşük düzeyde dahi sürdürmekte güçlük çeken kişi ve
ailelere 28.09.1986 tarihinde yürürlüğe giren, “Ayni Nakdi Yardım
Yönetmeliği” hükümleri çerçevesinde sosyal yardım hizmetleri sunulmaya
başlanmıştır.
DEVAM EDİNİZ
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.
|