|
|
Biri, aileyi oluşturan
bireyleri bir sistem bütünlüğü perspektifinde ele alarak fiziksel, sosyal ve
duygusal çevre ile etkileşimi ve ilişkileri, iletişimi çerçevesinde
değerlendirirken, diğeri birey merkezli olarak, danışan bireyi merkeze alarak,
onun içgörü kazanması ve bu amaca yönelik kararlar almasında destek olmak için
doğrudan olguyu değerlendirir. Bana göre bu iki yaklaşımda et ve tırnak gibi
ayrılmaz bir bütünlük söz konusudur. Biri aileyi grup dinamiğinde yeniden
yapılandırırken, diğeri bireyin keşiflerle ilerlemesiyle ilgilenir, en sonunda
birey sosyal atomlarını oluşturan sosyal ve duygusal yaşam unsurlarını
etkilemeye ve değiştirmeye başlarken ailenin belirlediği sınırlarla buluşup bir
konsensus’ a varma eğilimi sergiler.
Carl Rogers’in iddiasına göre ise, insanın doğası iyi, rasyonel,
güvenilirdir ve insan, değerli bir varlıktır. Bundan dolayı her birey doğuştan
sahip olduğu büyüme, gelişme ve kendini gerçekleştirme kapasitesi ve hakkına
sahiptir. Bu görüşe katılmamak mümkün değildir. Söz konusu edilen bu kapasiteye
sahip olunduğundan bireyi yine en iyi kendisi bilebilir sonucuna varılmaktadır.
Rogers’a göre empati de “Danışanın içsel dünyasını, sanki kendi dünyasıymış gibi
fakat niteliğini kaybetmeden duyumsamaktır” şeklinde ifade edilmektedir.
Rogers’ ın şu düşünceler de referans alınabilir; Birey her yaşantıyı benlik
kavramıyla ilişki içinde değerlendirirken, insanlar benlik imgeleriyle tutarlı
davranmaya çalışırlar; tutarlı olmayan yaşantı ve duygular kaygı vericidir. Bir
kişi, benlik imgesiyle tutarsız olduğu için ne kadar çok yaşantı alanını inkar
etmek zorunda kalırsa, benlik ve gerçeklik arasındaki uçurum o kadar geniş,
anksiyete potansiyeli o kadar büyük olur ve yaşama karşı uyumsuzluk artar, duygu
ve heyecan bozuklukları oluşur. İyi uyum gösterenler de benlik kavramı, düşünce,
yaşantı, ve davranışları daha tutarlıdır; benlik katı değildir, esnektir ve yeni
yaşantı düşünceleri benimsendikçe değişebilir. Carl Rogers’ın kuramındaki diğer
benlik, ideal benliktir. Herkesin nasıl bir insan olmak istediği yolunda
düşünceleri vardır. Gerçek benlik ideal benliğe ne kadar yakınsa birey de o
kadar mutlu olur. İdeal ve gerçek benlik arasındaki büyük fark, mutsuz,
tatminsiz bir insan yaratır.
Öyleyse; Olgu değerlendirmelerinde bireyin içsel dünyası ve algılarıyla, sosyal
dünyası ve algıları üzerinde en genel anlamıyla uyum çalışmalarını içeren destek
verme, bilinçlendirme, farkındalık, kendi kendine yardım, içgörü kazandırma
çabalarını da içine alan, ülkemizde yeni yeni duyulmaya başlayan Aile ve Yaşam
Koçluğu kavramlarını disiplinler arası bir bakış altında tanımamız ve
geliştirmemiz gerekmez mi ?
Yararları görüldükçe, duyuldukça ilgi odağı haline gelecek popüler kültüre
pozitif katkılar kazandıracak bu kavramların etkinlik kazanması için bana göre
gerekli önemli bir koşul, maddi zenginliğin entelektüel ve estetik zenginlikle
buluşması olacaktır. Bu ise, kısa vadede toplumsal yapımız göz önünde
bulundurulduğunda pek olası görünmemektedir. Yine de bu kavramları işlemeyi ve
sosyal yaşamın bilimsel gereksinimleri için yeni modeller olduğunu anımsatmayı
sürdürmemizde yarar görüyorum ve bu modellerden hizmet alarak yararlanılmasını
gereksinim duyan aile ve bireylere öneriyorum.
(Bu yazı milliyet blog
sayfalarında yayınlanmaktadır)
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|