Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE 

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap / Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları Bilgileri

 


4787 SAYILI AİLE MAHKEMELERİ’NİN KURULUŞ, GÖREV VE YARGILAMA USULLERİNE DAİR KANUN VE UYGULAMADA AKSAYAN YÖNLER
Cesur CEYLAN / Sitemiz yazarı
cesurceylan@hotmail.com/cesurceylan@mynet.com
Sosyal Hizmet Uzmanı / Samsun 1.Aile Mahkemesi


(BİLDİRİ)

 4787 Sayılı Aile Mahkemeleri’nin Kuruluş, Görev ve Yargılama Usullerine Dair Kanun, 09.01.2003 tarihinde kabul edilmiş ve 18.01.2003 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Kanun’un 5., 6. ve 7. maddeleri gereğince Mahkeme bünyesinde Psikolog, Pedagog ve Sosyal Çalışmacı yer almaktadır.
4787 Sayılı Kanun’un 5., 6. ve 7. maddeleri doğrultusunda alanda yaşanan sıkıntılar şu şekilde özetlenebilir.
Madde 5
Her Aile Mahkemesine,
1- Davanın esasına girilmeden önce veya davanın görülmesi sırasında, mahkemece istenen konular hakkında taraflar arasındaki uyuşmazlık nedenlerine ilişkin araştırma ve inceleme yapmak,
2- Mahkemenin gerekli gördüğü hallerde duruşmada hazır bulunmak, istenilen konularla ilgili çalışmalar yapmak ve görüş bildirmek,
3- Mahkemece verilecek diğer görevleri yapmak, üzere A. Bakanlığınca, tercihen: evli ve çocuk sahibi, otuz yaşını doldurmuş ve aile sorunları alanında lisansüstü eğitim yapmış olanlar arasından, birer psikolog, pedagog ve sosyal çalışmacı atanır.
Bu uzmanlar, 18.06.1927 tarihli ve 1086 Sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu’nda düzenlenen hakimin reddi sebeplerine göre reddolunabilir.
Madde 5/1’e göre davanın esasına girilmeden önce veya davanın görülmesi sırasında diye bir ibare bulunmakta. Buradaki “veya”dan dolayı davanın esasına girilmeden önce değil de daha çok davanın görülmesi sırasında aileler, uzmanlara yönlendirilmektedir. Maddenin devamında uyuşmazlık nedenlerine ilişkin inceleme ve araştırma yapmak deniyor. Taraflar ille de boşanacaksa neden ailenin bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatmasına yönelik çalışma yapılmasın. İnceleme ve araştırma yapılmalı fakat amaç önleyici ve koruyucu hizmet ise aile boşanacaksa bile böylesine yorucu bir süreçte aile bireylerinin özellikle çocukların desteğe ihtiyacı olmaktadır. Aslında hiç dava açılmadan, yani taraflar mahkeme ile yüzleşmeden, yıpranmış ilişkilerini daha da sarsmadan, öncelikle uzmanlara başvurabilse ve aileyle ilgili ön çalışma yapılabilse on aileden biri bile boşanmaktan vazgeçse; bunun toplum adına olumlu olacağı düşüncesi yaygındır. Ön çalışma (danışmanlık, uzlaştırıcılık, arabuluculuk vb. ne derseniz deyin) diğer dokuz aile boşansa dahi en azından hem tarafların hem de varsa çocukların bu süreci sağlıklı bir şekilde atlatmaları adına faydalı olacağını kimse inkar edemez. Uzmanlar şu anda mahkemede gerek görülürse görüşüne başvurulan bilirkişi konumunda gibi algılanmakta ve sürece pek de katılamamaktadırlar. Şöyle ki dava neredeyse bitmek üzereyken sırf velayet hususunda görüş sorulmak üzere aile uzmana yönlendirilmektedir. Yönlendirilirken de ara kararda X uzmanın bilirkişi olarak seçilmesine diye geçmektedir. Yaygın kanaat bu durumun çok sakıncalı olduğu yönündedir. Örneğin: çiftler davanın ortalarına kadar tüm kılıçlarını çekmişlerdir, kin ve nefret artık had safhadadır ve tek koz her iki taraf için de sadece çocuktur. Taraflardan biri nafaka ödemek istemiyordur, diğeri nafaka almak istiyordur ve çocuk baş aktördür. Bu süreçte çekilen kılıçlar çocukta inanılmaz sarsıntılara yol açmakta, çocuk tercih yapmak zorunda bırakılmakta, taraflar çocuğa gereksiz bilgiler yüklemekte, zaten boşanmadan dolayı olası yaşayacağı sorunlar (kızgınlık, suçluluk, pişmanlık, reddetme, içe kapanma vs.) yanında bir de tarafların sarsıntılarına maruz kalmaktadır. Bu aşamada haliyle koruyucu önleyici bir müdahale planı yapılamamaktadır. Çünkü olan olmuştur, aile üyeleri duygusal anlamda artık sarsılmıştır ve velayet hususunda rapor yazması beklenen uzmanın işi oldukça zordur. Aileye yeniden çocuğun bu durumdan ne ölçüde etkileneceği anlatılacaktır. Karşılıklı kin ve nefret duygularını çocuğun yararına olması bakımından gizlemeleri gerektiği hususunda ve sürecin sakıncaları hakkında bilinçlendirilmeleri gerekecektir. Doğru olan, taraflar mahkemede yüz yüze gelerek iyice birbirlerini yıpratmadan, çocuklar da bu olumsuz süreçten payını almadan, çiftler boşanacaksa dahi bu süreci sağlıklı bir biçimde atlatmaları hususunda uzmanların tüm aile bireylerine mesleki anlamda destek olmasıdır. Avrupa Birliği üye ülkelerinde ve diğer gelişmiş ülkelerde ki mevcut uygulamaların bu yönde olduğu, uzlaştırıcı ve ya danışmanlık sistemi gibi ama ülkeden ülkeye farklılık gösteren ve kesinlikle koruyucu-önleyici hizmetler sunan uygulamaların varlığı bilinmektedir. Ülkemizde sosyal hizmet uzmanı/sosyal çalışmacı, rehber öğretmen ve psikolojik danışman ile psikologun yan yana çalışabildiği tek kurumdur aile mahkemeleri. Böyle bir potansiyel varken değerlendirilmeli ve mahkemeler uzmanlardan yeterince faydalanmalıdır.
Madde 5/2’ye göre ise yine mahkemenin gerekli gördüğü hallerde duruşmada hazır bulunmak da Aile Mahkemesi uzmanlarının görevleri arasındadır. Edinilen bilgiler duruşma sırasında uzman bulundurma yöntemini kullanan bir mahkeme olmadığı yönündedir. Duruşma sırasında uzman bulundurulacaksa bile uzmana duruşma günü öncesinde bilgi verilmesi uzmanın aile ve dosya hakkında gerekli öngörüyü kazanması açısından faydalı olacaktır. Bu tür bir düzenleme alanda uygulama dönük bir yönetmelikle sağlanabilir. Madde 5/3’e göre; mahkemece verilecek diğer görevleri yapmak aile mahkemesi uzmanlarının görevleri arasındadır. Diğer görevlerle kastedilenin açık olmaması ve uzmanlarla mahkeme hakimleri arasında amir-memur ilişkisinin varlığı mesleki uygulama açısından ayrıca bir çelişki ve sakıncadır. Diyelim ki bu diğer görevler mesleki uygulamalara ilişkin görevler olsun; “ne, nasıl, nerede, ne zaman, ne kadar, kiminle yapılacak bu görevler” gibi sorular çıkıyor karşımıza. Bu maddenin içeriğinin ve anlamının açıklığa kavuşturulması için yönetmelik çalışmalarının biran önce başlaması gerekmektedir.
Madde 6
1)Yetişkinler hakkında;
a)Ailenin evlilik birliğinden doğan yükümlülükleri konusunda eşleri uyararak, gerektiğinde uzlaştırmaya,
b)Ailenin ekonomik varlığının korunması veya evlilik birliğinden doğan mali yükümlülüklerin yerine getirilmesine ilişkin gerekli önlemleri almaya,
c)Resmi veya özel sağlık veya sosyal hizmet kurumlarına, huzur evlerine veya benzeri yerlere yerleştirmeye,
d)Bir meslek edinme kursuna veya uygun görülecek bir eğitim kurumuna vermeye,
2) Küçükler hakkında;
a)Bakım ve gözetime yönelik nafaka yükümlülüğü konusunda gerekli önlemleri almaya,
b)Bedensel ve zihinsel gelişmesi tehlikede bulunan veya manen terk edilmiş halde kalan küçüğü, ana ve babadan alarak bir aile yanına veya resmi ya da özel sağlık kurumuna veya eğitimi güç çocuklara mahsus kuruma yerleştirmeye,
c)Çocuk mallarının yönetimi ve korunmasına ilişkin önlemleri almaya,
d) Genel ve katma bütçeli daireler, mahalli idareler, kamu iktisadi teşebbüsleri ve bankalar tarafından kurulmuş teşekkül, müessese veya işletmelere veya benzeri iş yerlerine yahut meslek sahibi birinin yanına yerleştirmeye karar verebilir. Aile Mahkemesince verilen bu kararların takip ve yerine getirmesinde 5. maddeye göre atanan uzmanlardan biri veya bir kaçı görevlendirilebilir.
Genel olarak 6. maddeden anlaşılanın tamamen koruyucu-önleyici tedbirlerin alınması doğrultusundadır. Fakat şu ana kadar madde 6’da sıralanan görevlere ilişkin herhangi bir görev verilmediği söylense abartı olmayacaktır. Zaten günümüz şartlarında Aile Mahkemelerinde çalışan uzmanların çalışma koşulları o kadar sınırlı ve kısıtlı ki bu kararların takibinin yapılabilmesi mümkün değildir. Şöyle ki: Mevcut uzmanların çalışabilecekleri bağımsız mekanları yok, bilgisayarları, görüşme odaları, ev ziyaretleri yapabilmeleri için araçları yok, makamından ayrıldığında kendisine ödenen bir ödeneği yok, tek başına nasıl insanlarla karşılaşacağını bilmeden ev ziyareti yaparken can güvenliği yok. Buna rağmen şu an mevcut 252 uzman büyük bir özveriyle yine de görevlerini yapmaya çalışıyor ve kendilerine de danışılarak hazırlanacak olan yönetmeliğin çıkmasını büyük bir ümitle bekliyorlar. Neden bu üç uzmana şartları uygun olan mekânlar oluşturulmasın ve neden bu uzmanlar aynı zamanda Aile Danışma Merkezi gibi çalışıp taraflara, yani ailelere, kısaca topluma faydalı olmasın. Amaç topluma faydalı olmaksa şayet; özellikle Aile ve Çocuk Mahkemeleri klasik mahkeme görünümünden uzaklaştırılmalıdır. Bu mahkemeler uzmanlık mahkemesi ise uzman odaklı olmalıdır. Aile Mahkemeleri Uzmanları çalıştıkları adliyelerde klasik bilirkişi olarak algılanmakta, alanın yeni olması, dayanabilecekleri bir yönetmeliğin olmayışı gibi etkenlerden dolayı kendilerini anlatmakta güçlük çekmektedirler. Bu bakış açısı ile zaten çalışma koşulları çok zayıf olan uzmanların moral-motivasyon ve çalışma istekleri de zarar görmektedir. Uygulamadaki aksaklıklar üzerine aslında söylenecek o kadar çok olumsuzluk var ki bu olumsuzlukların mevcut durum içerisinde çözülmesi, aşılması mümkün görünmemektedir. Tekrar tekrar vurgulanmalıdır ki; alanda çalışan uzmanların da katkıları sağlanarak bir yönetmelik çalışmasının yapılması ve günümüz şartlarına uygun toplum odaklı bir model oluşturulması gerekmektedir. Aksine bu şekliyle devam edilirse Aile Mahkemelerindeki uygulamalar bilirkişilik sisteminden öteye gitmeyecek, mevcut uzmanların ise ne mahkemeye ne ailelere ne de topluma faydası olmayacaktır.
Madde 7
Aile Mahkemeleri, önlerine gelen dava ve işlerin özelliklerine göre, esasa girmeden önce, aile içindeki karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörünün korunması bakımından eşlerin ve çocukların karşı karşıya oldukları sorunları tespit ederek sulh yolu ile çözümünü, gerektiğinde uzmanlardan da yararlanarak teşvik eder. Sulh sağlanamadığı taktirde yargılamaya devam olunarak esas hakkında karar verilir.
Madde 7’den anlaşıldığı kadarıyla; Aile Mahkemelerinin koruyucu önleyici işlevinden bahsediliyor ve bu işlevlerin gerektiğinde yerine getirilmesi sırasında uzmanlardan da faydalanılması vurgulanıyor. Genel olarak çekişmeli olan herhangi bir davada esasa girmeden önce söz konusu maddede geçen “aile içindeki karşılıklı sevgi, saygı ve hoşgörünün korunması bakımından eşlerin ve çocukların karşı karşıya oldukları sorunların tespit edilmesi ve sulh yoluyla çözülmesi” gibi vakalara nedense rastlanmamaktadır. Fakat anlaşmalı boşanma davaları bazen esasa girmeden önce “psikologa sevkine” ibaresiyle gelmektedir. Kararda psikologdan tam olarak ne istenildiğinin belirtilmemesi, nasıl bir yol izleneceği hususunda soru işaretleri yaratmaktadır. Burada belirtilmek istenen diğer bir husus işe şudur; anlaşmalı boşanma davaları; çoğunlukla eşlerden birinin icralık olması nedeniyle ya da eşlerden kadın olanın maaş alabilmesi ile ilgili bir durum söz konusu olunca açılmaktadır. Yine anlaşmalı boşanmalardan uzmanlara yansımayanlar arasında özellikle kadın tarafının, koca tarafından kandırılması çok kolay olabilmektedir. Bu kandırma olayı velayete ilişkin hususta olmakta, erkek, kadına türlü vaatlerde (velayet benim olsun, çocuk sende kalsın gibi) bulunarak çocuğun velayetini almakta ve daha sonra vaatlerini yerine getirmeyerek bu durumu koz olarak kullanabilmektedir. Bu durum ise hem taraflar hem de özellikle çocuklar açısından çok sakıncalı sonuçlar ortaya çıkarabilmektedir. Tekrar velayetin değişikliği davası açılması gerekmekte, taraflar ve çocuklar benzer sıkıntıları yeniden çekmektedirler. Bu ve benzer sayısız örnek vardır. Bu örneklerin azalması için aile üyelerine rehberlik edilebilmesi, süreci sağlıklı bir şekilde tamamlamalarının sağlanması, mahkemelerin uzmanlardan yeterince faydalanması ve her şeyden önce uzmanların mesleklerini icra ederken engellemelerle karşılaşmaması için ayrıntılı bir yönetmelik çalışmasının acil bir şekilde başlaması gerekmektedir.
Sonuç olarak Aile Mahkemelerinin kuruluş amacı bellidir ve nihayetinde aile mahkemeleri de yargı kurumlarıdır. Yargı bağımsızlığı ilkesi gereği bu uzmanların yargılamaya dahil olması zaten söz konusu değildir. Bu tebliğde özetle anlatılmaya çalışılan şudur; toplum aileden yola çıkılarak korunacaksa şayet aşağıdaki soruların cevapları düşünülmelidir:
 Evlilik birliği sarsılmış ve mahkemeye başvuran ailelerin bu süreçten minimum düzeyde etkilenmesi için ne gibi hizmet politikaları geliştirilebilir,
 Aile ve çocuklara nasıl daha iyi hizmet verilebilir,
 Aile mahkemelerine atanan ve devlet tarafından maaşı ödenen bu uzmanlardan ne şekilde daha çok verim alınabilir?
Bu soruların cevaplarına ulaşmak için öncelikle uzmanların da görüşleri alınarak bir yönetmelik çalışmasının yapılması gerekmektedir. Aile mahkemesi uzmanlarının bakanlık düzeyinde temsil edilmesini sağlamak amacıyla bir daire başkanlığının oluşturulması ise yönetmeliğin çıkması kadar önemli ve gereklidir. Ayrıca Aile Mahkemelerinde çalışan tüm personelin (hâkim, uzman, müdür, kâtip, mübaşir) alanın özelliğine göre eğitim programlarına tabi tutulmasının da çok faydalı olacağı düşünülmektedir.

YAYIMLANDIĞI KAYNAK:
TC Başbakanlık Aile ve Sosyal Araştırmalar Genel Müdürlüğü V.Aile Şurası ‘’Aile Destek Hizmetleri’’ Bildirileri, 5-7 kasım, Ankara, S:348-352
 

 


               Bize Ulaşın


 

UYARI! ©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.