|
|
“Ve
kadınlar, / bizim kadınlarımız: / korkunç ve mübarek elleri, / ince, küçük
çeneleri, kocaman gözleriyle / anamız, avradımız, yârimiz / ve sanki hiç
yaşamamış gibi ölen / ve soframızdaki yeri / öküzümüzden sonra gelen / ve
dağlara kaçırıp uğrunda hapis yattığımız / ve ekinde, tütünde, odunda ve
pazardaki / ve karasabana koşulan / ve ağıllarda / ışıltısında yere saplı
bıçakların / oynak, ağır kalçaları ve zilleriyle bizim olan / kadınlar, /
bizim kadınlarımız”
Nâzım Hikmet
Şiddet yalnızca bu çağın değil; yüzyılların sorunu. Yüzyıllar erkek elleriyle
hep kadını sıkıştırmış, ne istemiş ondan bilmeyiz! Ama zulüm etmiş ona.
Dağlamış ömrünü. Hem mutfakta hem tarlada hem yatakta kullanmış bedenini,
tüketmiş, sömürmüş. Gün gelmiş yaralarını da ona sardırmış, şiirler yazmış,
umut vermiş ona. Kadın erkek ilişkisi “sır” dolu bir ilişkidir, var eden ve
yok eden bir ilişki ki; yaşamın, cinayetlerin, savaşların, intiharların da
bir nedeni!
Geleneksel-ataerkil toplumsal yapılarda şiddet dendiğinde akla ilk olarak
kadına yönelik şiddet gelmektedir. Toplumda cinsiyet ayrımcılığına da onlar
uğramaktadır. Kadın hakları ve kadın sorunlarının özellikle birçok
uluslararası yasa ve ulusal onaylarla günümüzde gündeme taşınmasının nedeni
de budur. Kadına yönelik şiddet, bakış açısında bütünlük sağlanması için aile
içindeki şiddetten yola çıkılarak temellendirilebilecek bir toplumsal
olgudur, aynı zamanda bir halk sağlığı sorunudur da. Ailenin kadın dışındaki
diğer üyeleri de çeşitli gerekçelerle şiddete maruz kalabilmektedirler.
Aile içi şiddet; aile üyelerinden birine uygulanan, onun yaşam onurunu
etkileyen, yaşam niteliğini bozan bir dizi olumsuz davranış örüntüsüdür.
Birey, karşımıza bedensel olarak kötü muameleye maruz kalan biri olarak
çıkacağı gibi (töre, namus cinayetleri çağımızın en acı olaylarında biri
olarak varlığını ne yazık ki sürdürmektedir), psikolojik, cinsel ve ekonomik
yönlü olumsuz yaşam deneyimiyle karşı karşıya bırakılmış olarak da
gelebilmektedir. Yalnızca şiddete maruz kalmak değil, risk altında bulunmak
da toplumda çeşitli kurum ve kuruluşlara başvurmayı gerektirir.
Şiddete maruz kalmış kadınlar başta olmak üzere, toplumsal korunma gerektiren
diğer bireyler için adliyeler ve sosyal hizmet mesleğinin birincil hizmet
alanı olan il ve ilçe sosyal hizmet müdürlükleri başvuru yapılan kuruluşların
arasındadır. Koruyucu sağlık hizmeti veren sağlık kuruluşlarından tutun da,
hastane acillerine, karakollara, Cumhuriyet savcılıklarına, barolara,
belediyelere, hatta kimi sivil toplum kuruluşlarına kadar birçok kurum ve
kuruluş koordineli bir şekilde sorun alanıyla ilgili olarak çalışmalar
yapmaktadır. Öte yandan aile danışma merkezi, sığınma evi / kadın konukevi,
toplum merkezleri gibi sosyal hizmet kuruluşlarının yanı sıra telefonla
danışma hattı (183) ise birçok uygulama yetersizliğine rağmen sorun alanıyla
ilgili hizmet vermeyi sürdürmektedir.
Şiddetle mücadelede yasal zemini, 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun,
Medeni Kanun, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu, Anayasa ve bunların yaptırımları
oluşturmaktadır. Bu yasalar aile içi şiddetle mücadelede yetkin yönlere
sahiptirler. Ancak şiddetle mücadelede her ne kadar yasal zemin oturtulmuş
olsa da uygulama boyutundaki eksiklikler, toplumsal yapının olguyla ilgili
farkındalığı ve benimseyişi, kurum ve kuruluşlarda çalışan personelin duyarlı
olmayışı, kuruluş yetersizliği, toplumsal kaynakların yeterli ve gerçekçi
destek sunma noktasında açmazları gibi nedenler şiddetle mücadeleyi
engellemektedir. Medyaya kuşkusuz bu süreçte her boyutta farkındalığı
artırmak için önemli işlevler düşmektedir.
Medyada, özellikle son yıllarda kadına yönelik şiddetle ilgili yapılmış olan
haberlerde olgunun ne kadar sık dile getirildiğini görmekteyiz. Aşağıdaki
örnekler iki aylık bir sürede gazetelerde çıkan haberlerden yalnızca
birkaçıdır.
“Uluslararası Af Örgütü, Somali’de İslamcı militanların elinde olan güneydeki
Kismayo kentinde taşlanarak öldürülen ve 23 yaşındaki bir kadın olduğu
belirtilen kişinin, aslında 13 yaşındaki bir kız çocuğu olduğunu açıkladı.
Ayşe İbrahim Duhulov isimli kız çocuğunun, üç kişi tarafından tecavüze
uğradığını söylediği için zina ile suçlandığını belirten örgüt, zavallı kızın
bin seyircinin bulunduğu bir stadyumda recm edilerek öldürüldüğünü duyurdu.”1
“Töreden polis bile kurtaramadı. Eşinden şiddet gördüğü iddiasıyla polise
sığınan 19 yaşındaki kadın boşandığı gün öldürüldü. Genç kadının kocası
gözaltına alındı, annesi ise damadının eve kuma getirmek istediğini ileri
sürdü. Sivil toplum kuruluşları isyan bayraklarını kaldırsa da, şiddet
mağdurları kadınlar eşlerinden boşansa da, töre için işlenen kadın
cinayetlerine her gün bir yenisi daha ekleniyor. Ağrı’nın Doğubeyazıt
ilçesinde eşinden şiddet gördüğü iddiasıyla polise sığınan bir kadın, kimliği
belirsiz kişi veya kişilerce öldürüldü. İlçenin Kalus köyü yakınlarında bir
kadın cesedi görenler, durumu Jandarma Komutanlığı ekiplerine bildirdi. Olay
yerinde inceleme yapan Jandarma Komutanlığı ekipleri, cesedin Özlem ARSLAN’a
ait olduğunu ve yakın mesafeden silahla öldürüldüğünü tespit etti.”2
“Babası tarafından tacize uğrayan, ağabeyleri tarafından da tehdit edilen
Türkan A. vahşice öldürüldü. Kızını ölü halde bulan anne, ‘eve gittiğimde
kocamı kanlı elbiselerle evden ayrılırken gördüm’ dedi. Oysa Türkan A. polise
kendisini koruması için başvurmuştu. 4320 sayılı yasaya göre, polisin onu
koruması zanlıları da gözaltına alması gerekiyordu. Yapmadı. Şimdi bu kızın
katili, onu öldüren mi?”3
“Sivas’ın Zara ilçesinde başı ezilerek öldürülen 12 yaşındaki Nur Şen dün
öfkeli bir törenle toprağa verildi. Cemevinden mezarlığa uzanan beş
kilometrelik yolu yürüyen çoğu genç kız ve kadın yaklaşık 3 bin kişi ‘katil
bulunsun, idam edilsin’ diye slogan attı.”4
“Bursa’da 14 yaşındaki H.T.’yle cinsel ilişkiye girdikleri iddia edilen ve
yaşları 25-65 arasında değişen yedi kişi gözaltına alındı.”5
Somali’de recm eden, Ağrı’da öldüren, Türkan’ı taciz eden aynı düşünsel
yapının mirasçıları olmalılar ki dünyanın herhangi bir ülkesinde benzer
ölümlerin altına imza atabiliyorlar. Peki neden durmaz bu şiddet? İnsanlık
yüreğindeki ezgiyi umutsuzluğa mı mahkûm kıldı? İnsanlık yenildi mi? Yenildi
ki, yaşamın akışında sevgi değil, yok etmek var. Şiddetten birde ölümle
sonuçlananından en büyük yarayı ülkenin geleceğini yetiştiren kadınlar
alıyor. O zaman ne yapmalı? Değişmeli, değiştirmeli… Ama değişim zor, insan
olmak da! Son bir örnek daha verip konuyu okuyucunun vicdanına bırakalım:
“Boztepe yolundaki Kırşehir çöplüğünde yedi parçaya ayrılmış, yüzü tanınmaz
haldeki kız cesedinin beş gündür kayıp 11 yaşındaki Sabire AKÇAKAYA’ya ait
olduğu anlaşıldı…”6
Örneklerin çoğu 21. yüzyıla, Türkiye’ye ait. 2008’de yaşanan olaylardan çok
çok azı yalnızca…
Parçalanan bedenin Sabire’ye değil de bize ait olduğunu düşünebilsek. Bunu
bir hissedebilsek!
Dipnotlar
1. Hürriyet. 2 Kasım 2008
2. Taraf 18 Ekim 2008
3. Taraf. 2 Kasım 2008
4. Radikal. 2 Kasım 2008
5. Radikal. 2 Kasım 2008
6. Radikal. 7 Kasım 2008
|
UYARI!
©Sitemize ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz.Her hakkı saklıdır.
|
|