|
|

Adsız Bir Öykü
Şenay Taş

Odanın duvarlarına baktı...
Bacaklarını karnına çekip yatağında bir fetüs gibi kıvrıldı...
Bu dar mekânı almak
istiyorum. Bu yüreğe bu dar mekânı yaymak...
Aşk bir bütün değil, bir parçalanmışlık, bir parça... Kara gözlerinden öte
bir parça... Öyle bir parça ki karaya boyuyor bütün parçaları... Ve kırıyor
cesaretini bir yerde, kırgınlıkların oluyor, kırgınlıklarının adı oluyor...
"İnsan anlardan oluşur"
diyor adam, kırılmış yüreği. Aşk değil, çağ kırmış onun yüreğini ve bir çağa
yenilmiş... Eskimiş taşlar gibi duruyor şarkı sözlerinde… Eskimiş gülüşler
gibi duruyor kadında... Oysa direngendi bir zamanlar kadın, iri kara
gözleriyle meydan okuyabilirdi çağa... Sonra, sonra susuşlarını çoğaltmakla
başladı.
Ve bir gün bir yazı yazdı kumlara
silinsin, diye: "Biz zamana yenildik sevgili."
Biliyorum,
zaman arıtacak seni ve beni
girip yıkanacağız Lethe Irmağı'nın suyunda.
Arıtıp akıtacağız tüm karanlıklarımızı...
Bir ırmağın kıyısındaydı adam,
gürül gürül akan bir ırmak... Konuşan ve hatırlatan bir ırmak... Elinde gümüş
bir yüzük vardı. Tırnaklarını etine geçirircesine sıktı yüzüğü avucunda. Sonra
da öfkeyle fırlattı suya... "Biz zamana yenildik sevgili," demişti kadın. Demiş
ve alyansı bırakmıştı adamın eline.
İlk kez bir deprem
kentinde görmüştü kadını. Kurtarma ekiplerinden biriyle gelmişti. Bütün gün
koşturmuş ve hiç durmamıştı. İlk göz göze geldiklerinde kadının gözlerindeki
depremi gördü adam. Günlerce konuşmadılar. Kadın yemeğini yiyince bir köşeye
çekilip bir kitap açıyordu sessizce. Adam gitti deprem gözlü kadının yanına
kitabı görmek istedi, Tagore, "Aşka Çağrı", ve gözlerini kapadı adam, "Aşka
Çağrı"dan dizeler okudu kadına. Gözlerini açtığında ilk kez gözlerindeki ışığı
gördü kadının.
Ağlıyordu kadın...
Bu dar mekânda gece genişleyerek yerleşip oturdu yüreğine, ve o daha da büzüldü
yatağında kendini limanı yapmak istercesine... Affedemediği neydi? İhanet mi?
Kaçış mı? ya da korkaklık mı?... Sorgulayacak hiç gücü yoktu o an.
Zaman kırbacını şaklatırken
Acıyan yalnızca tenlerimiz değildi,
Üşüyen ruhlarımızdı.
Dizeler okumuştu adam
Hem de en sevdiği şairden
Kapamıştı gözlerini ve yaslamıştı başını arkaya,
Açtığında gözlerini
Yeşile boyandı dünya
Yeşile boyandı yıkılmış bir kent
Ve gülümsedi adam
Başaklar açmıştı teninde
Ey aşk sağalt yaralarımızı
Başını cama yaslamıştı adam
Otobüs yeni bir şehre gidiyordu
Küçük bir deniz şehrine zamanı mesafelerle ölçüyordu şu an.
Ey zaman
Yıka beni unutuşun sularıyla
Gözlerinin karasını yıka
Gözlerimin arkasındaki karanlıklarımı yıka
Çağa yenilmişliğimi affet.
Zaman neydi
Mekânla mı ölçülmeliydi varlığı?
Bugün burada,
O deprem kentinden ışıklarca uzakta bu dar odada neydi zaman?
Neydi uzaklık
Neydi bir yerde olmak
Üşüyen bir ruh nereye giderdi ki
Ey zaman affet tüketmişliğimizi...
Bu sitede yer alan yazılar kaynak gösterilmeden, kısmen
de olsa kullanılamaz
|
|