|
|

ADNAN YÜCEL’İN ANISINA
Naki ERDOĞAN
Sosyal Çalışmacı

Ötsün diye kendi yuvasında kuş
Açsın diye kendi dalında çiçek
Gördüler ki yepyeni canlar gerek
Ateş olup yanmaktaysa bütün gerçek
Yanarken türkü söyleyen camlar gerek
İşte böyle başlar Adnan Yücel’in destansı şiir ve hayat yolculuğu. Avucundaki
kurumuş yapraktan bir renk cümbüşüne taşır mısralarını. Yaşamın tüm renklerini
görmek mümkündür onun şiirinde . Yeşilin sarının morun ve eflatunun binbir
tonunda gezdirir okuyucuyu. Bazen bir kelebeğin kanadındasınızdır bazen de
tarihin acı sayfalarında. Nice ölümlere , isyanlara tanıklık edersiniz. Nice
başkaldırıların ortasında bulursunuz kendinizi. Tarihin en acımasız sayfalarını
cesurca çevirmektir yücelin şiiri. Ağıtlar gözyaşları isyanlar çığlık çığlığa
yaşamlar ihanetler … ve tabi ki Aşk . Sonrasında Soframızda Kaval Misali Yücel
in güçlü soluğu. Öyle Güçlüdür ki yücel in soluğu Babil in asma bahçelerinde
gezende sizsiniz Dehak’ın sofrasında yenende sizin beyninizdir. Ve Nihayetinde
Kawa nın yaktığı ateşi harlayanda okuyucudur. Bazen Tuğla yorgunu elleriniz
radyodaki bir memleket havasıyla ıslanan gözlerinizi siler bazen türlü acılar
ıslatmaz gözlerinizi.
Temmuz sıcağının doğayı kavurduğu bir günde Çukurova da toprak çatlarken
yitirdik Adnan Yücel’i . Binlerce yürek titredi. ‘’ Bir deprem çağının
birdenbiresinde ‘’ göçüp giderken birdenbire dağ gibi mısraları kaldı acılı
yüreklere.
Şair, yazar, araştırmacı ve öğretmendi.
Kah Cudinin gözleriyle Cizre ye bakar kah bir kavalın inceliğinde bir çiçeği
okşardı. . Soframda Kaval Sesinde Peyniri zeytini ve biberi okşamıştı. Dünyaya
biraz da mor bakmıştık onun gözlerinden. Yeryüzü aşkın Yüzü oluncaya dek te Koca
bir tarihe tanıklık etmişti. Torağın ilk kez nasıl çitlerle çevrildiğini
topraklıların tanrılaşırken topraksızların nasıl köleleştiğini öğrenmiştik
mısralarında. Sonra umudu kaybetmemeyi öğreterek hepimize Yeryüzü aşkın yüzü
oluncaya dek dedirtmişti. Ateşin ve Güneşin Çocuklarında bin yılın ağıtını
yaktı. Ademden öncede akan O iki nehrin köpüklerine bindirip okuyucuyu koca bir
tarihe tanıklık ettirdi. Munzur’un sesini dinletti. Laç deresinin Leş deresine
dönüşmesinin hüznüyle sızlattı yüreklerimizi.Sonra……… Sonrası ise Mısri kızdı.
Tereler taşkını yolar yorgunu.
Suların tanıklığında aşkı yazarken Sivas’tı parmaklarını tutuşturan. Gecenin
bitiminde yakarken son sigarasını tiksinmişti dudağına götürdüğü ateşten. Ve
yemekler utançla pişiyordu ocaklarda.
Hep tarihin tanıklığını koydu mısralarının başına. Tarihi şiirin güzelliğiyle
anlatırken bize kimi zaman tarihçi kimi zaman toplumbilimci ve sonunda hep
militan olarak çıktı karşımıza. Ey aşkın ve güneşin kollarındaki kelepçe diyordu
örselenmiş yaşamların tanıklığını yaparken. Türkülü halaylı ve coşkuluydu
yürüyüşü. Yaşamı özgürleştirenlerin kulağını usulca fısıldıyordu. Sakın ha
türküsüz çıkmayasın yollara. Binyılların isyanını yazarken binyıllık cehaleti
vurdu tarihin suratına. Onun içindir ki Mendilinde öfkesi ve çıkınında
bilinciyle düştü yollara. Ve sonunda hep uykusuz kalmamızı istiyordu
kitaplarına.
Bu sitede yer alan yazılar kaynak gösterilmeden, kısmen
de olsa kullanılamaz
|
|