|
|
2 TEMMUZ’A…
Selim Onat DAĞLAR*
Uzman Sosyolog
daglarcaselim@gmail.com
Bir gül kanar yüreğimde. Gül kokar yurdumun
sokakları. Gül satılır yoksul sokaklarında. Bir eskici olur gezinirim hüznün
peşi sıra. Hüzün yüzyıllık bir ateş olur küllenir Anadolu’da. Barış olur
dilimdeki şiir, şarkı olur dağılır gökyüzüne. Sonra Sivas olur, bir türküye
durur Kızılırmak boylarında… Oysa nice dost ölümleri bıraktım yurdumda
yarına, düşlerim kanasa gözlerim yansa da.
Acıları bilmek. Anıları, hüzünleri yürekte tutarken de umut etmek. Sevmek
insanları. Sarılmak yaşama bitmeyen bir sevda tutkusuyla. Ömre aşkla dolmak.
Bir güvercin ürkekliğinde yaşarken de, katillere gülümseyerek bir akarsu
duruluğunda akıp gitmek kardeşlik denizine.
Acımasızca işlese de bazen zaman, yaşamı onur ve erdem ile tanımlayabilmek.
Acılar var katlanmak için ölümler var unutulmamak için, derken bile tarih.
Bir ötekini dünya dolusu sayabilmekti aslında insan olabilmenin onuru.
İnsanın iliklerine kadar işleyen bir acı. Yakılmışlık. Yalnızlık.
Kaybedilmişlik. Yüzünü kaybeden anılar, ağıtlar, göçler… Yaşamda bir umut
ışığı yok. Nerede ölüm varsa orada umutsuzluk mu var! Ya insan öldürmek!
İnsan duygusunun en korkunç, en aşağılık hali; insan öldürmek değil mi? Bir
insan bir insana nasıl kıyar ki?
Anadolu’da bir şehir; Sivas. Yıkımlarla, yangınlarla anılan bir eski zaman
şehri…
2 Temmuz 1993 tarihinde 37 yurttaşın yakılarak öldürüldüğü Sivas Madımak
kıyımının, kara bir gün olarak belleklerimizdeki yeri yıllar geçmesine
rağmen hala dipdiri duruyor. Bu nedenledir ki Sivas, toplumsal yaşamımızda,
kültürel-yazınsal yaşamımızda bir acılı izlek de.
İhaneti kutsayan kimi insanların; iç yüzü karanlık bir dönemin ve yükselen
bir ortaçağ engizisyonunun uygulayıcısı oldukları Sivas, en acısı Madımak
yangınıyla tarihe karşı özrü olan bir şehir. Edebiyat eleştirmeni Asım
BEZİRCİ’den, şair Behçet AYSAN’a, curanın piri Nesimi ÇİMEN’den,
karikatürist Asaf KOÇAK’a, ozan Muhlis AKARSU’dan, şelpe ustası Hasret
GÜLTEKİN’e ve daha nice güzel insana kadar, çok sayıda yurttaşın
yakılmasıyla ateşlenen ilkel gerici kıyım sonraki yıllarda da hep bir unutma
güdüsüyle işlendi durdu. Diğer yandan Alevilik ile birlikte aynı zeminde
algılandı. Alevilerin sahiplenmesi gereken bir olaymış gibi. Bu durum
Anadolu Alevilerinin kültürlerinden gelen insana değerdeki mutlak inanışın
bir sonucu olarak kavranabilir. 2 Temmuz 1993’ten sonraki yıllarda yapılan
anma etkinliklerinde Alevi sivil toplum örgütlerinin etkisi daha bir ön
planda görüldü. Ne ki; yaşanan acılar ortaktı. Yanan insandı. Beklenir ki;
yapılacak anma yürüyüşleri Türkiye’nin çeşitli renklerinin yansıyacağı,
birçok sivil toplum örgütünün, parti temsilciklerinin de katılımlarının
olacağı anma etkinlikleri olur…
Sonsuzluğun ölümlü olduğunu bilmemiz belki de yetiyor düşlerimize,
sevgilerimize, umutlarımıza sıkı sıkıya sarılmaya. Ya öldürülmek… Nasıl bir
mantık açıklayabilir bir insanın katil olmasını, bir ötekini katletmesini,
öldürmekten dolayı hoşnut olmasını? Nasıl bir nefret yapısı açıklayabilir
ölümü haklılaştırmayı? Bilen varsa beri gelsin. Yangın yerinde birde o
gezinsin.
21. yüzyılda Cumhuriyet Türkiye’sinde farklı yaşam biçimlerine saygı
duyulacağı, hoşgörünün bir yaşam biçimi olacağı, önyargıların insanları
boğazlamayacağı, her türlü terörün biteceği, insanların düşüncelerini,
duygularını korkularından gizlemeyeceği toplumsal koşullarda yaşamak pek de
uzak olmasa gerek, diye düşünesi geliyor insanın. Ancak bilinmelidir ki,
bunun yolu; yüzleşmekten geçiyor. Gerçekle yüzleşmek, geçmişle… Bunun ne
kadarını yaptık, ne kadarını yapabiliriz, umutsuz bir kuşku duymaktayım.
|
|