Ana Sayfa||Araştırmalar ||Editör ||Site  Haritası|  

ENGLISH |DEUTSCHE

Sosyal Hizmet Mesleği
Mesleki Bilgiler
SHU Yazıları
SHU Yayınları
SHU Araştırmaları
SHU İsim Listesi
Sosyal Hizmet Alanları
Çocuk Refahı
Gençlik Alanı
Yaşlılık ve Sorunları
Aile Sorunları
Sosyal Sorunlar
Engeliler ve Sorunları
Tıbbi Sosyal Hizmet

İş İlanları

Kurum İlanları
Eleman İlanları
İş İlanı Verme
Bireysel Gelişim
Bireysel Gelişim
NLP
Toplam Kalite
Beden Dili
İletişim Bilgisi
Halkla İlişkiler
Ana-Baba Okulu
Sosyal Bilimler
Sosyoloji
Psikoloji
Sosyal Siyaset
Sosyal Siyaset Bilgileri
Kitap - Sanat
Kültür/Sanat
Kitap Tanıtımı
İnsan Hakları
İnsan hakları Bilgileri

 

 




2 TEMMUZ’A…

Selim Onat DAĞLAR*

Uzman Sosyolog
daglarcaselim@gmail.com
 

     Bir gül kanar yüreğimde. Gül kokar yurdumun sokakları. Gül satılır yoksul sokaklarında. Bir eskici olur gezinirim hüznün peşi sıra. Hüzün yüzyıllık bir ateş olur küllenir Anadolu’da. Barış olur dilimdeki şiir, şarkı olur dağılır gökyüzüne. Sonra Sivas olur, bir türküye durur Kızılırmak boylarında… Oysa nice dost ölümleri bıraktım yurdumda yarına, düşlerim kanasa gözlerim yansa da.





Acıları bilmek. Anıları, hüzünleri yürekte tutarken de umut etmek. Sevmek insanları. Sarılmak yaşama bitmeyen bir sevda tutkusuyla. Ömre aşkla dolmak. Bir güvercin ürkekliğinde yaşarken de, katillere gülümseyerek bir akarsu duruluğunda akıp gitmek kardeşlik denizine.

Acımasızca işlese de bazen zaman, yaşamı onur ve erdem ile tanımlayabilmek. Acılar var katlanmak için ölümler var unutulmamak için, derken bile tarih. Bir ötekini dünya dolusu sayabilmekti aslında insan olabilmenin onuru.

İnsanın iliklerine kadar işleyen bir acı. Yakılmışlık. Yalnızlık. Kaybedilmişlik. Yüzünü kaybeden anılar, ağıtlar, göçler… Yaşamda bir umut ışığı yok. Nerede ölüm varsa orada umutsuzluk mu var! Ya insan öldürmek! İnsan duygusunun en korkunç, en aşağılık hali; insan öldürmek değil mi? Bir insan bir insana nasıl kıyar ki?

Anadolu’da bir şehir; Sivas. Yıkımlarla, yangınlarla anılan bir eski zaman şehri…

2 Temmuz 1993 tarihinde 37 yurttaşın yakılarak öldürüldüğü Sivas Madımak kıyımının, kara bir gün olarak belleklerimizdeki yeri yıllar geçmesine rağmen hala dipdiri duruyor. Bu nedenledir ki Sivas, toplumsal yaşamımızda, kültürel-yazınsal yaşamımızda bir acılı izlek de.

İhaneti kutsayan kimi insanların; iç yüzü karanlık bir dönemin ve yükselen bir ortaçağ engizisyonunun uygulayıcısı oldukları Sivas, en acısı Madımak yangınıyla tarihe karşı özrü olan bir şehir. Edebiyat eleştirmeni Asım BEZİRCİ’den, şair Behçet AYSAN’a, curanın piri Nesimi ÇİMEN’den, karikatürist Asaf KOÇAK’a, ozan Muhlis AKARSU’dan, şelpe ustası Hasret GÜLTEKİN’e ve daha nice güzel insana kadar, çok sayıda yurttaşın yakılmasıyla ateşlenen ilkel gerici kıyım sonraki yıllarda da hep bir unutma güdüsüyle işlendi durdu. Diğer yandan Alevilik ile birlikte aynı zeminde algılandı. Alevilerin sahiplenmesi gereken bir olaymış gibi. Bu durum Anadolu Alevilerinin kültürlerinden gelen insana değerdeki mutlak inanışın bir sonucu olarak kavranabilir. 2 Temmuz 1993’ten sonraki yıllarda yapılan anma etkinliklerinde Alevi sivil toplum örgütlerinin etkisi daha bir ön planda görüldü. Ne ki; yaşanan acılar ortaktı. Yanan insandı. Beklenir ki; yapılacak anma yürüyüşleri Türkiye’nin çeşitli renklerinin yansıyacağı, birçok sivil toplum örgütünün, parti temsilciklerinin de katılımlarının olacağı anma etkinlikleri olur…

Sonsuzluğun ölümlü olduğunu bilmemiz belki de yetiyor düşlerimize, sevgilerimize, umutlarımıza sıkı sıkıya sarılmaya. Ya öldürülmek… Nasıl bir mantık açıklayabilir bir insanın katil olmasını, bir ötekini katletmesini, öldürmekten dolayı hoşnut olmasını? Nasıl bir nefret yapısı açıklayabilir ölümü haklılaştırmayı? Bilen varsa beri gelsin. Yangın yerinde birde o gezinsin.

21. yüzyılda Cumhuriyet Türkiye’sinde farklı yaşam biçimlerine saygı duyulacağı, hoşgörünün bir yaşam biçimi olacağı, önyargıların insanları boğazlamayacağı, her türlü terörün biteceği, insanların düşüncelerini, duygularını korkularından gizlemeyeceği toplumsal koşullarda yaşamak pek de uzak olmasa gerek, diye düşünesi geliyor insanın. Ancak bilinmelidir ki, bunun yolu; yüzleşmekten geçiyor. Gerçekle yüzleşmek, geçmişle… Bunun ne kadarını yaptık, ne kadarını yapabiliriz, umutsuz bir kuşku duymaktayım.


      



Bize Ulaşın