|
|
|
29 Nisan Cumhuriyet Mitingi: Bütünsel eleştirinin
gerekliliği
Can Küçükali /Sitemiz yazarı
cankucukali@gmail.com
|
Cumhuriyet mitinginin ardından medyanın ve
hükümetin eylemi görmezden gelmesini bir önceki yazıda dile getirmiştik. Bu
nokta önemliydi. Bundan sonra eğer miting görmezden gelinemiyorsa odağı
değiştirilmeye çalışılacaktı. Bu bağımlı medyanın çok kullandığı basit bir
taktiktir. Mitingin ‘aslında ne hakkında olduğu’ ise hayatidir çünkü
mitingin mesajının ne olduğu bir kere yanlış ya da eksik ifade edilmeye
başlandığında, odaktan uzaklaşılabilir ve bu konunun muhatabı olanlar
meseleyi saptırabilirlerdi. Nitekim gelişmeler de bu yönde olmuştur.
Tepkiler göz ardı edilemediğinde miting laiklik mitingi olarak lanse
edilmeye başlandı. Bu tamamen yanlış olmasa bile asıl amaç, Atatürk
devrimlerine ve devletin temel niteliklerine sahip çıkılması ise, devletin
demokratik, laik, üniter ve sosyal bir hukuk devleti olduğu hatırlanmalıdır.
Bunların hepsi birbirleriyle dolaylı yoldan bağlı ilkeler olup, mevcut
hükümetin ulusal ve uluslar arası arenada izlediği siyaset, bunun tam tersi
özellikler göstermektedir. O halde ilk mitinge dönüp verilen mesajları ve
tepkileri yeniden kabaca listelersek, laiklik meselesinin bu kaygılardan
sadece bir tanesi olduğunu görürüz. Ama elbette cımbızlama usulü ile
mitingin omurgası kaydırılmaya çalışılmıştır. Bu durumda da meseleyi özünden
kavramayanlar için hükümetin kendini en az diğer kesimler/ kurumlar kadar
‘laiklik savunucusu’ olarak tanımlaması, bu mitingin aslında çok da gerçekçi
olmadığı noktasında ikna edici olabilmiştir ve mitinge karşı eleştirinin de
temel noktasını oluşturmuştur.
Oysa durum maalesef bundan daha vahimdir ve bu şekilde hükümet kendisine
adeta haksızlığa uğramış havası verebilmiştir. Genelkurmay’ın açıklaması ise
bu sürece dolaylı yoldan katkı sağlamış, ortada ise sanki haksız yere
eleştirilen bir hükümet ile laik/anti-laik şeklinde köksüz bir
sınıflandırmaya tabi tutulup güdük bir tartışmanın içine çekilmeye çalışılan
kitleler kalmıştır. Burada en büyük tehlike, kitlenin neyi eleştirdiğini
unutmasıdır. İşte bu unutkanlığın bedeli, laiklik alanına sıkıştırılmaya
çalışılan tartışmanın şeriata karşı olma noktasına ustaca çekiştirilmesi
şeklinde kendisini göstermiştir. Bu nokta ise göz önünde bulundurmaya
değerdir.
O halde bir kez daha eleştiri noktalarını hatırlamak yararlı olacaktır:
- Ülkenin yabancı sermayeye kontrolsüz bir şekilde açılması. Kamu mallarının
özel sektöre peşkeş çekilmesi, sosyal devletin ortadan kaldırılması.
- Borsanın %70 oranında yabancıların elinde olması ve spekülasyon usulüyle
ülkenin servetinin dışarıya transfer edilmesi.
- ABD ve AB emperyalizmi ile onun sözcüleri olan kuruluşlara tam bağımlılık.
- Emekçilerin kazanılmış haklarının ellerinden alınması, mücadele
ettiklerinde anti-demokratik uygulamalara maruz bırakılmaları.
- Artan işsizlik ve yoksulluk, buna bağlı artan suç oranı, sosyal
adaletsizlik, huzursuzluk ortamı.
- Cemaat eksenli kadrolaşma ve adam kayırma.
İşte yaşadığımız iki miting, asıl olarak bu kaygıların bir toplamının dile
getirilmesi noktasında önem kazanır ve eşit derecede öneme sahip bu
maddelerin hiçbirinin gölgesi, diğerini kapatacak denli büyük değildir. Bu
anlamda miting sırasında ÇYDD başkanı Saylan’ın 1 Mayıs’ a atıfta bulunarak
emekçilerin bayramını kutlaması anlamlıdır. Dolayısıyla önümüzdeki 1 Mayıs,
bu bütünsel eleştirinin ezilen emekçi kitleler açısından dile getirilmesi
ayağı olarak algılanmalıdır. Kitleler, ancak bu zengin ve çok yönlü eleştiri
kanallarını açık tuttukları sürece gerçek anlamda bir demokrasiden (halk
yönetimi) söz edilebilir.
http://www.toplumvesiyaset.com
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.
|