…eli temiz kalmış tek emperyalist ulus yoktu.
Leo Huberman
Sosyal hizmetin bir mesleki kimlik ve model olarak
benimsenmesinin koşulları insanlık tarihinin geçirmiş olduğu toplumsal
evrelerle ilişkili olarak ancak açıklanabilir. Evrelerin değişimi için
başlangıçta insanlık ailesi üyeleri geçmiş kuşaklarının birikmiş
deneyimlerinden, doğal koşullardan nasıl tam olarak yararlanacaklarını ve
nasıl beceri isteyen aletler yapacaklarını öğrenmişlerdi. Toplumsal birikim
ve yetkinleşmenin etkisiyle toplumsal yapıların değişimi ve gelişimi evreler
arası geçişi de sağlamıştır.1
Bu evreler içerisinde özellikle etkileri
yönünden sanayi kapitalizmi bir olgu olarak Dünya halkları açısından anlamlı
ve anlaşılması gereken yönlere sahiptir.
Üzerinde duracağımız kapitalist toplumun ekonomik
yapısı, feodal toplumun ekonomik yapısından doğup gelişmiştir.2
XV. yüzyılın
sonlarıyla XVI. yüzyılın başları, feodalizmin yükselişinin sonu ile
çöküşünün başlangıcına işaret eder; işte bu dönemdedir ki, feodal üretim
biçiminin çözülüşüne ve bağrından da, onun zıddı bir sosyal düzenin, yani
kapitalizmin doğuşuna tanık olmaktayız.3
Tarımsal üretimin esas olduğu feodalitede asıl üretim aracı olan toprağın
mülkiyeti, kapitalist sistemde ise sermayenin mülkiyeti insanlar arası
ilişkileri belirlemektedir.4
Biliyoruz ki, kapitalizm feodalizmin yıkılması
ile başlar. Feodalizm ya da feodal düzen, sosyal-ekonomik anlamında, halkın,
toprakları ellerinde tutan küçük bir azınlığa her bakımdan bağlı ve bağımlı
olmasıdır. Bu düzen XV. yüzyıldan itibaren ulus olayının doğması, merkezi
otoritelerin kurulması, ticaretin genişlemesi ve paranın rolünün büyük bir
ölçüde artması ile yıkılmaya, çökmeye başlamıştır. Bu yeni oluşumun önemli
bir yanı, bundan böyle emek gücünün satın alınması ve bir işçi sınıfının
doğmaya başlamasıdır. Para ekonomisi ve ticaret, kapitalizmin başlangıcı
olmuştur.5
Aslında kapitalist üretimin ilk başlangıcına, daha 14. ya da 15. yüzyılda,
dağınık olarak bazı Akdeniz kentlerinde rastlamamıza karşın, kapitalist
dönemin başlangıcı, 16. yüzyıldır… Kapitalist sınıfın oluşması yolunda
kaldıraç görevi gören çağ açıcı devrimlerdir; ama her şeyden çok, büyük
insan yığınlarının birdenbire ve zorla geçim araçlarından kopartılarak,
özgür ve ‘bağlantısız’ proleterler olarak emek pazarına fırlatılıp atıldığı
anlar önem taşır. Tarımsal üreticilerin, köylülerin mülksüzleştirilmeleri,
topraktan ayrılmaları bütün bu sürecin temelidir. Bu mülksüzleştirmenin
tarihi, farklı ülkelerde, farklı yönler alır ve farklı evrelerini farklı
sıralar izleyerek farklı dönemlerde tamamlarlar.6
Bir büyük çözülüş ve hemen
ardından sosyal acılarla gelen toplumsal koşulların gömlek değiştirmesidir
kapitalist sanayileşmeyi de toplumsal yönleriyle vurucu kılan. Ancak
kapitalist toplumu sanayi toplumunun gelişmesinde yalnızca bir aşama
olmasından ötürü, sanayi toplumunun da bir alt türü olarak gören yaygın bir
görüş de vardır.7
Sanayileşme insanlık ailesi için bir değişim dönüşüm projesi! Batı’da içerik
buldu. Kapsamını ve etki alanını Batı belirledi. Yetenekleri Batı’da
keşfedildi. Batı, insanlık için büyük sosyal acıların nedeni de oldu. Bu
sosyal acılardan dolayı sanayileşme sonuçlarının içerisinde genel
kalıplarıyla ve yönleriyle sosyal refah düşüncesinin gelişmesinin de temel
nedeni olarak kabul gördü. İnsanlığın iyiliği ve esenliği için bir
pradigmadır sosyal refah. Batı zamanla sosyal acıları, sosyal refah
olanakları ile ancak giderebilme olanağına kavuşabilmiştir.
Bir başka taraftan sanayileşme bir çelişkiler yumağıdır. Çelişkinin
görünmeyen / gösterilmeyen / göründüğünde başarıyla gizlenen yüzü ise; emek
sermaye çelişkisidir; bu durumun bir sonucu ise sosyal adaletsizliktir;
toplumsal birikimin eşitsiz dağılımıdır. Toplumsal adaletsizliğin meşru
kılınması için Dünya halklarının afyonlanması, manipüle edilmesi ise apayrı
bir konudur.
Sanayileşme süreciyle gelen sosyal sonuçlar / sosyal sorunlar toplumsal yapı
değişimlerine büyük ölçekte sosyal ve zor olgularla çıkıp gelirken biryandan
da sosyal kaymalara neden oldu. Dolayısıyla sanayileşme; işsizlik, yaşlılık,
göç, aile ve çocuk sorunları, gençlik, hastalık gibi birçok “eski” toplumsal
olgunun gözden geçirilmesini, bazı toplumsal olguların da bir sosyal sorun
olarak duyumsanmasının koşullarını beraberinde getirdi. Sosyal kramplar ve
ıstıraplar uygarlığın belleğine bir sosyal ur gibi işlendi. Bu sosyal
sorunların çözümünün çabası ise sosyal hizmeti, “hayırseverlik” duygusundan
arındırıp, bir meslek niteliğinde; sorun kategorilerini mesleki
müdahalelerle çözmeye yönelik olarak sözü edilen sosyal refah alanlarında
mesleki hizmet sunmaya itmiştir. Ortaya çıkarmıştır… Peki, sosyal hizmet
için sanayileşmenin amacı, özlemi neydi Batı’da? Bir de ona göz atalım,
birkaç sanayi ülkesini tarihsel özgüllükten hareket edip analiz ederek.
Dipnotlar
1. Childe, Gordon: Tarihte Neler Oldu. Çev. M. Tuncay, A. Şenel. Alan Yay.
İstanbul, 1990, s. 31
2. Marx, Karl: Kapital 1 Çev: Alaattin Bilgi. Sol Yay. Ankara, 1997, s. 679
3. Tanilli, Server: Yüzyılların Gerçeği ve Mirası. III. Say Yay. İstanbul,
1987, s. 13
4. Küçükömer, İdris: Düzenin Yabancılaşması. Bağlam Yay. İstanbul, 1994,
s.18
5. Talas, Cahit: Toplumsal Politika. İmge Yay. Ankara, 1990, s. 39
6. Marx, Karl: A.g.e.,1997: 680
7. Gıddens, Anthony: Sosyoloji -Eleştirel Bir Yaklaşım- Çev. M. Ruhi Esengün,
İ. Öğretir. Birey Yay. İstanbul, 1998, s. 41
a) BATI’DA BİR MODEL OLARAK SOSYAL HİZMETİN ORTAYA ÇIKIŞ KOŞULLARI
İnsanoğlu çok eski tarihlerden beri, sakatlar, yoksullar gibi toplumdaki
olanak ve hizmetlerden yeteri kadar yararlanamayan kişilere yardım etmeyi
düşünmüştür. Musevilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık gibi dinler bu düşüncenin
somut örneklerini bünyelerinde taşır.1
Biliniyor ki, her dönemde yoksulların
durumuna ilgi duyan ve onların yaşama koşullarını iyileştirmek isteyen
iyilik yapma ya da acıma duygularından esinlenen insanlar olmuştur.2 Bakın
Yunan sitelerine, ta o dönemlerdeki sitelerde; kamu yaşamından uzaklaşan
insanlarla ilgilenmek gibi yaygın sosyal bir görev vardır. Belki de modern
olmayan / sekülerleşmemiş sosyal hizmeti, dinlerin tarihinde / uygarlığın
ilk duraklarında aramak sosyal hizmetin tarihçesinin yazılmasında bir katkı
alanı olacaktır.
Batı Hıristiyan dünyası sosyal sorun yaşayan insanlara yardım konusunu
ortaçağda papazların etkin kullanıldığı bir kilise hizmetleri biçiminde
organize etmeyi başarmıştır. “Kilise hayırseverliği” aslında kilisenin aynı
zamanda bir sosyal güç olarak toplumsal ilişkileri belirleme yeterliliği ile
açıklanabilir. Kiliselerin bu dünyaya ait sermayesinin yakıcılığı sosyal
hizmetleri bir dini görev olarak yerine getirirken yapılan sosyal iş kamusal
bir zorunluluk olarak da kabul edilebilirdi. Kilisenin sosyal hizmet
konusundaki savurganlığı iş gücü oluşumunu da bir ölçüde engellediği için
dönem dönem sadaka dağıtma işlerinde devlet tavrı, bakımını yapabilen sadaka
sever kitlelerin yasaklanmasını gündeme getirmiştir. Devlet gözetmenleri
böylece yardım kuruluşlarının başlangıç tohumlarını atmışlardır. Kilise
karşısında gelişen sosyal muhalefet zamanla toplumsal korumanın bir hak
olarak benimsenmesinin ilk nüvesini de olgunlaştırmıştır.
XII. ve XIII. yüzyıllarda loncalar ve birlikler insanlığın sosyal
tarihindeki yerlerini sosyal dayanışmayı güçlendirmek için almışlardır.
Feodalite çözülüşünü sürdürürken bir veba; ‘kara ölüm’ İngiltere’yi mutsuz
etmiştir. Devlet babında Fakirler Kanunu ilk olarak 1348-49’da kabul
edilmiştir. XV. yüzyılda ise bir yandan kiliselerin gelirleri azalmış öte
yandan loncalar eski işlevselliğini kaybetmeye başlamışlardır. 1572 yılında
Kraliçe Elizabeth’in Parlamento Statüsünü kabul edişi ise bakıma muhtaçlara
devletin bakma zorunluluğunu gündeme getirmiştir.
Görüyoruz ki; nasıl sosyal devlete konu olan sosyal hakların ve sosyal
politika uygulamalarının oluşumu için XIX. yüzyıla gitmek gerekiyorsa
yoksullara yardım işinin devlet eliyle merkezi bir düzenlemeye konu edilmesi
bakımından da XVI. yüzyıla dek gidilmesine gerek vardır.3 Yani örnek ülke
İngiltere’ye… Öyle ki, Batı’da İngiltere’den başka hiçbir toplumda
sanayileşme sadece kendi iç dinamikleri ile başlamamıştır.4 Yani; XVII.
yüzyıldaki İngiliz devrimi, ilk burjuva devrimi olmuştur: Onunla mutlak
monarşinin, feodal senyörlerin, doğrudan doğruya krala bağımlı Kilisenin
otoritesine son verildi; kapitalizmin önündeki engeller kaldırıldı.
İngiltere’de kapitalist rejimin zaferinin bir simgesidir o. Devrim, feodal
rejimden kapitalist sisteme geçişi işaretlerken, giderek Orta Çağ’ı da
kapatır, modern tarihi başlatır. Bu bakımdan, İngiliz burjuva devrimi,
yalnız İngiltere ve Avrupa tarihinin değil, insanlık tarihinin de en önemli
olaylarından biridir. Bununla beraber, kapitalist ekonominin ve burjuva
egemenliğinin, Avrupa’da bile genel bir olgu haline gelebilmesi için daha
hayli zaman gerekmiştir.5
Biz tarihsel arka plana yüzümüzü tekrar dönelim:
İngiltere’de toprakla ilgili emsal hukuku, özünde Ortaçağ’dan kalmaydı.
Bütün ticarileştirme eğilimine karşın, merkantilizm bu iki temel üretim
unsurunun, toprak ve emeğin, ticaret konusu olmalarını engelleyen koruyucu
önlemlere karşı çıkmadı. İngiltere’de emek yönetmeliğinin Zanaatkârlar
Yasası (Statue of Artificers, 1563) ve Yoksullar Yasası (Poverty Law; 1601)
aracılığıyla ‘millileştirilmesi’, emeği tehlikeli bölgenin dışına aldı…
Elizabeth Devri Yoksullar Yasası 1843’te yürürlükten kaldırıldı.6 Başka bir
yasa olan 1834 yasası ise yardıma gereksinim duyan kişiler için yoksullar
evleri öngörmekte, yardım almak için buralarda kalma koşulunu koymakta idi.
Bu kimseler yardım gördükleri sürece seçilme haklarını yitiriyorlardı.
Yardımın düzeyi de en düşük ücret alan işçinin ücretinden daha azdı.
Görüldüğü üzere 1834 yasası yoksul insanları aşağılayıcı bir nitelik
taşıyordu. Bu nedenle, işçi sınıfının sürekli ve derin tepkilerine yol
açmıştır. XIX. yüzyılda yaşayan devlet adamı ünlü Disraeli de bu yasayı,
İngiltere’de yoksulluğun bir suç olduğunu dünyaya duyuran ve bu nedenle
ülkenin saygınlığını zedeleyen bir yasa olarak belirlemiştir.7 Eleştirel
yönleri olsa da bu yasa; organize sosyal refah hizmetlerinin Batı’nın ana
rahmindeki ilk tutunuşudur. Diğer yandan toprak çevirme hareketleriyle
şehirlere doğru başlayan sosyal kaymanın getirdiği yoksulluk sorunu
İngiltere tarihinde hemen karşıtında bir mücadele yasalarını da beraberinde
getirmesine rağmen Yoksullar Yasası kimi nitelikleriyle sosyal hizmet için
anlam ifade etmektedir. Sosyal hizmetin bir model olarak kabul edilmesinde
de ilk uğrak yeri; ilk sevda yüreğidir. Eleştirilere maruz kalsa da!
Sosyal hizmetin kimliğinin biçimlenmesinde 1601 Yoksullar Yasası temel
olarak gücü-kuvveti yerinde yoksulların kilisenin sağlayacağı işlerde
çalışarak yaşamlarını kazanmalarını öngörüyordu; önlemin masrafları kiliseye
aitti, o da bu masrafları yerel vergilerle karşılama yetkisine sahipti. Bu
vergiler bütün mal sahiplerine ve işledikleri toprağı kiralayan çiftçilere
varlıklı ve varlıklı olmayan herkese, yerleştikleri evin ve kullandıkları
toprağın kira değerine göre, aynı biçimde uygulanıyordu. Zanaatkârlar
Yönetmeliği ve Yoksullar Yasası birlikte bir iş yönetmeliği
oluşturuyorlardı. Ama Yoksullar Yasası yerel olarak uygulanıyordu; her
kilise mıntıkasına - küçük bir birim yetki alanındaki gücü-kuvveti yerinde
kişileri çalıştırma yöntemlerine, bir yoksullar evi bulundurmak, öksüz ve
bakıma muhtaç çocukların çıraklık eğitimini ve yaşlılarla sakatların
bakımını üstlenmek, muhtaçların cenazelerini kaldırmak olanaklarına sahipti;
her kilisenin kendi vergi ölçütleri vardı. Bu açıklama, durumu gerçekte
olduğundan daha kusursuz gösteriyor; çoğu kilise mıntıkasında yoksullar evi
yoktu, daha çoğunda çalışabilecek durumda olanlara iş olanakları
sağlanamıyordu; yerel vergi sorumluluklarından kaçınmanın bir türlü yolu
bulunuyordu; yoksullarla ilgilenenlerin kayıtsızlığı, muhtaç durumda
olanların sırtından yüzsüzce sağlanan çıkarlar, yasanın işleyişini etkisiz
kılabiliyordu. Gene de aşağı - yukarı on altı bin Yoksullar Yasası yetkilisi
köyün sosyal dokusunun parçalanmasını engelleyebiliyordu.8 Aynı zamanda
çıkan sonuç şu ki, 1601 Yasası, akrabaları tarafından bakılmayan fakirlerin
mahalle veya toplum idaresince bakılmasını gerektiriyordu.9 Bu yönüyle
Yoksul Yasaları’nın modern devletin biçimlenme sürecinin bir ürünü ve
devletin yoksulluk sorununa, toplumsal yapının belli bir düzen dairesinde
sürmesi için, merkezi ve fakat pansuman nitelikli önlemlerle müdahale etmeye
çalışmasının bir anlatımı olduğu belirtilebilir.10
Devletin sosyal hizmeti resmen ilk yudumladığı bu sosyal düzenlemeler
sayesinde sosyal hizmet alan olarak şekillenmeye başlamıştır. Öte yanda uzak
bir tarih de olsa, XVIII. yüzyılda ortaya çıkan ve üretim sürecinde büyük
değişikliklere yol açan endüstrileşme olgusu ve kapitalist ekonomik sistem
ise dar anlamda sosyal politika uygulamalarının başlıca nedeni olmuştur.
Kendisine bağlı olarak ekonomik ve toplumsal birçok değişime yol açması
nedeniyle endüstri devrimi olarak adlandırılan endüstrileşme, özünde
makinenin üretim sürecinde kullanılması ve yığın üretime geçilmesi
olayıydı.11 Anımsanacak olursa; bu süreç İngiltere’de detaylı olarak
yaşandığında toplumsal yapıda yol açtığı birçok çıktıyla “sosyal” sorun
kümelerinin de varlık nedeni olmuştu…
Yine XVIII. yüzyılın sonlarından başlayarak, Sanayi Devrimi, kapitalizmin
emrine makineyi ve fabrikayı verince, emekle ilgili apayrı sorunlar ortaya
çıkmıştır. Kentlerde fabrikaların çağrısına yanıt verenler, çoğu kırsal
kesimin köylüleri oldu; ve bu yığınlar, kırsalın, bir yerde feodalitenin
bağlarından kurtulurken, gelip sanayinin dişlilerine takıldılar.12
XIX. yüzyılda burjuvazinin gücü ve zenginliği ise akıl almaz bir işçi
sefaletine dayanıyordu: Uzun çalışma günleri, farklı kökenden işçilerin
birbirleriyle rekabetinin de etkisiyle daha da düşen ücretler… O kadar ki,
yaşam koşulları eski dönemin serflerinkinden daha da kötüydü. Tam bir
yoksunluk ortamında kimi zaman hayırseverlik ve paternalizm sayesinde nefes
alabiliyor ya da göç bir çıkış yolu olarak görülüyordu, ama asıl damgasını
vuran isyanlar ve acımasız şiddetti. Dayanışma, kooperatifler, yardım
sandıkları, sendikal birlikler ve bir dizi girişim sonucunda işçi dünyasının
örgütlenmesi 1860’lı yıllarda önemli bir gelişme kaydetti.13 Bu toplumsal
muhalefet gelişmelerinin sosyal hizmet düşünce sistematiğine katkısı
yadsınamaz.
Sosyal hizmetin birincil hizmet alanı olarak beliren yoksulluk istismara
açık bir olgu olduğu için çözüm önerilerinde / yollarında birçok sorun
yaşandı. Örneğin İngiltere’de XVI. yüzyılın ilk yarısında toplumsal sorun
olarak gündeme gelmeye başlayan yoksul kitleye yönelik bu tür uygulamaların
büyük yoksul kitleleri tarafından istismar edilmesi için ise pek de geç
davranılmadığını biliyoruz. Bu nedenle yoksulluk artık üzerinde sistemli
olarak durulması gereken bir olgu olmuştur. Birde piyasanın önemi
anlaşılmıştı. Piyasa işleyişinin acımasız sosyal sonuçlarıyla karşı karşıya
kalınması halk için ise yeni sosyal destek / sosyal önleme modellerini
beraberinde getirmiştir. Ki, bu modellerden biri de, aslında en yetkilisi,
meslek olarak sosyal hizmettir. Mesleğin Cumhuriyet Türkiye’sindeki ilk
uygulayıcılarını yetiştiren okula emek verenlerden biri olarak kabul edilen
Kut’a (1999) göre; Sosyal hizmet mesleği, geleneksel kurumlara göre daha
sonra ortaya çıkan sosyal refah kurumuna işlerlik kazandırma gerekçesine
bağlı olarak ortaya çıkan bir meslektir. Bu kurumun oluşmasının arkasına
bakacak olursak, bunu da Batı toplumlarından aldığımız örneklerle ifade
etmek durumunda oluruz. Burada Batı toplumları arasından İngiltere örneği,
sosyal hizmet mesleğinin tarihinde önemli bir yer tutmuştur. Sosyal hizmet
dediğimiz bir hizmet sektörünün oluşmasına tarihsel olarak bakacak olursak
bu oluşum muhakkak ki feodal yapının dağılması, ticari ilişkilerin artık
başlaması ve ondan sonra makineleşme sürecine geçilmesi ve endüstri
toplumlarının oluşmasına bağlı bir süreç olarak izlenebilir.14 Sosyal hizmet
mesleğinin tarihini kritik ettiğimizde İngiltere’nin konumunun göz önüne
alınmasının birincil nedeni, o ülkenin kendine özgü dinamikleriyle
ilgilidir.
İngiltere’deki durum özetlenirse, demokrasinin beşiği olarak adlandırılan bu
ülkenin aynı zamanda sosyal refah hizmetlerinin de beşiği olduğu görülür. Bu
bir rastlantı değildir. Demokrasi, sosyal refah hizmetleri, sendikacılık,
sosyal hizmet (sosyal çalışma) gibi kavramlar aynı kaynaktan
(endüstrileşmeden) doğmuş ve beraber gelişmişlerdir. İngiltere’nin bu
kavramların beşiği olması, endüstri devriminde öncü durumunda bulunmasından
dolayıdır.15 Sosyal hizmet mesleği İngiltere’de bütünsel olarak kabul
görürken, diğer ülkelerde meslekleşmenin boyutları nasıl olagelmiştir? Birde
ona bakalım:
Fransa’da 1633 tarihinde hasta ve sakatların bakımı için hemşirelik
mesleğini geliştirmek amacı ile papaz Vincent daha önceden kurmuş olduğu
‘Hayırsever Kadınlar’ derneğinden başka, bir diğer dernek kurmuş ve bunun
adına ‘Hayırsever Kızlar’ demiştir. Bu derneğin üyeleri tarafından köylü
kızları arasından hayır işlerinde çalışmak isteyenler eğitilerek hemşire
olmakta idiler. Böylece eğitim görmüş bu hemşireler sosyal çalışmanın
(sosyal hizmetin) öncüleri olmuşlardır.16 Sosyal hizmet örgüsü çeşitli
ülkelere ancak uygulama örneklerinden yola çıkarak yayılmaya başlamıştır.
Birleşik Devletlerinde ise sosyal problemler üzerine eğilen filantropistler
ve reformistler olmuştur. Sosyal hizmet mesleğinin ilk öncüleri…17
Peki, sosyal hizmet mesleğinin eğitim yoluyla meslek aktörlerine temel
aktarıcısı konumunda bulunan sosyal hizmet okulu Dünya yüzünde ilk nerde
ortaya çıkmış ve başka yerlerde nasıl gelişmiştir?
Sosyal hizmet okulu olarak açıkça tanımlanan ilk okul (Institute for Social
Work Training) Hollanda, Amsterdam’daki bir grup sosyal reformcu tarafından
1899’da kurulmuştur. Enstitü iki tam yıl kuramsal ve uygulamalı derslerden
oluşan bir programla kendilerini hayır işlerine adayan kişilere eğitim
vermeye başlamıştır. Avrupa ve ABD’de 1910’a kadar on dört sosyal hizmet
okulu kurulmuştur. Latin Amerika’da Şili, Santiago’da (1920), Asya’da,
Hindistan Bombay’da (1936), Afrika’da Güney Afrika (1924) ve Mısır’da (1936)
ilk sosyal hizmet okulları açılmıştır.18
İkinci paylaşım savaşından sonra sosyal hizmette farklı açılımlarla yeni
gelişmeler yaşanmıştır. Dünya insanları yanan bir özlemle insancıl olan ne
varsa istediler. Çünkü buna zorunluydular. Ölümlerle tarih yazılmıştı. Atom
bombaları Japonya’da çocukları kavurmuştu; Hitler de, Yahudileri, delileri,
çingeneleri, engellileri fırınlarda kavurup arî ırkını oluşturma yolunda
eşsiz bir heyecan duymuştu. Savaşın acılarından dolayı Birleşmiş Milletler
Örgütü kuruldu. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi kabul edildi. Dünya
halkları küllenmiş bir ağıttan bir umutla sosyal erdem / sosyal umut /
sosyal iyilik olana insanca duygularla yöneldi. Sosyal mesleklerin önemi
arttı. Az gelişmiş ülkelerin halkları da geçmişini belleğine gömerek sosyal
yaralarının onarılması için çağa uygun sosyal modeller aktardı gelişmiş
ülkelerden. Sosyal hizmet de aktarılanlar arasındaydı. Asıl sorun
aktarıldıktan sonra onun tarihsel ve özgül kılınmasıydı. Başaranlar oldu.
Bunun yanı sıra başaramayanlar da oldu. İşte bunlardan dolayıdır ki; sosyal
hizmet mesleğinin, içinde bulunduğu toplumun yapısına göre biçimlenmesi
koşulu hep ön planda tutuldu. Çünkü mesleğin kuramsal bilgilerinin, içinde
yaşadığı topluma, toplumsal koşullara ve o toplumda alacağı biçime göre
oluşturulması gerekir. Öyle ya sosyal hizmet mesleğinin evrensel
ilkelerinden biri, başvuranın (kişi, grup, toplum) bulunduğu yerden
çalışmağa başlanması gereğidir. Sosyal hizmet, içinde çalıştığı toplumun
bulunduğu yerden çalışmağa başlayabilmek için de o toplumu ve insanını iyice
tanımak zorundadır. Tanımalıdır ki, o yapıya uygun ve geçerli çalışma
yöntemlerini, tekniklerini, modellerini geliştirebilsin.19 Evet, Bağımsızlık
hiç de kolay değil...
Sonuç olarak özetleyecek olursak, sosyal hizmetin tarihsel gelişim
dinamiğinin şu makro olgulara bağlı olarak şekillendiğinin altını
çizebiliriz;
a) XVIII. ve XIX. yüzyıllarda Batı Avrupa’da yaşanılan tarihsel
ve sistemsel dönüşümler.
b) Bu dönüşümlerin ortaya çıkardığı toplumsal ve
ekonomik alanlardaki değişmeler ile meydana gelen yapısal sorunlar.
c)
Sanayi devrimi ile Fransız devrimine bağlı olarak; teknolojik alanda,
sosyal, ekonomik ve politik alanlardaki yaklaşımların ve kuramların
değişimi.
d) Teknolojik ve bilimsel alandaki gelişmelere, sistemsel
dönüşümlere, bağlı olarak devlet anlayışındaki değişmelerle ekonomik ve
sosyal politikaların gelişmesi.
e) Hukuk devleti anlayışından sosyal devlet
anlayışına dönüşüm sürecinde; tüm nüfusu ve özellikle yoksullara ve
çalışanlara yönelik yeni sosyal güvenlik sistemlerinin gelişmesi, sosyal
yardım ve sosyal hizmetler alanında yeni hizmet programlarının
oluşturulması,
f) Tarihsel ve sistemsel dönüşüm sürecinde; dinsel düşünceden
kaynaklanan hayırseverlik yaklaşımının ve hümanist düşünceden kaynaklanan
yardımseverlik yaklaşımının neden olduğu kiliseye bağlı örgütlü yardımların,
bireysel ve gönüllü örgütlerin sergilediği yardım çabasının ve
hareketlerinin gelişimi. Belirtilen tarihsel ve toplumsal etmenler,
sanayileşme süreci içinde sosyal hizmetin gönüllü çabalardan meslekleşmeye
dönüşümünü belirlemiştir.20
XXI. yüzyılın küresel mantığında ise sosyal hizmet sosyal-tarihsel yurttaşa,
toplumsal ilişkilerde özne olan bireye, sosyal hukuk devletinin rol ve
sorumluluklarına gönderme yapan bir disiplin ve meslek konumuna gelmiştir.
Aydınlanmanın mirasçısı olan sosyal hizmet, insan hakları ve
demokratikleşmenin, sosyal adaletin de temsilidir. Bu bilinç, Dünya
insanları için yaşanılabilir bir dünya kurma yolunda gerçekleşebilir
isteklerinin destekleyicisidir. Savunucusudur da…
Dipnotlar
1. Kongar, Emre: Sosyal Çalışmaya Giriş. Sosyal Bilimler Derneği Yay. G-2.
Ankara, 1972, s. 147
2. Aron, Raymond: Sosyolojik Düşüncenin Evreleri. Bilgi Yay. Ankara, 1994,
s. 265
3. Kara, Uğur: Sosyal Devletin Yükselişi ve Düşüşü. Özgür Üniversite Yay.
Ankara, 2004, s. 57
4. Kıray, B. Mübeccel: Toplumsal Yapı Toplumsal Değişme. Bağlam Yay.
İstanbul, 1999. s.364
5. Tanilli, Server: Yüzyılların Gerçeği ve Mirası. Cilt III. Say Yay.
İstanbul, 1987, s.250
6. Polanyi, Karl: Büyük Dönüşüm. Çev. Ayşe Buğra. İletişim Yay. İstanbul,
2003, s.117
7. Talas, Cahit: Toplumsal Politika. İmge Yay. Ankara, 1990, s. 200
8. Polanyi, Karl: A.g.e., 2003:138
9. Frıedlander, A. Walter: Sosyal Refah Hizmetlerine Başlangıç. Çev. Resan
Taşçıoğlu. SSYB SHGM Yay. No: 44. Ankara 1966, s. 21
10. Kara, Uğur: 2004:58
11. Koray, M. Topçuoğlu, A: Sosyal Politika. Ezgi Yay. Bursa, 1995, s. 5
12. Tanilli, Server: Yaratıcı Aklın Sentezi. (Felsefeye Giriş) Adam Yay.
İstanbul, 2003, s.56
13. Beaud, Michel: Kapitalizmin Tarihi. Çev. Fikret Başkaya. Dost Yay.
Ankara, 2003, s. 143
14. Kut, Sema: “GAP Bölgesel Kalkınma ve Sosyal Hizmet” Sosyal Hizmet
Sempozyumu 1999. Yay. Haz: Ümit Onat / Aycan ALTAY. Ankara, s. 27-30
15. Kongar, Emre: 1972:152
16. Frıedlander, A. Walter: A.g.e.,1966: 16
17. Kıray, B. Mübeccel: A.g.e.,1999:15
18. Tufan, B. Koşar, N: “Sosyal Hizmetler Yüksekokulu Tarihçesine Genel Bir
Bakış” Sema KUT’a Armağan Yaşam Boyu Sosyal Hizmet. Editör: N.Güran KOŞAR.
HÜ SHYO Yay:4 Ankara, 1999, s.1-20
19. Tomanbay, İlhan: Ana Çocuk Sağlığında Sosyal Boyut. Doruk yay. Ankara,
1992, s.20
20. Cılga, İbrahim: “Toplumsal Değişim ve Sosyal Hizmet Eğitimindeki
Gelişmeler” Nihal TURAN’A Armağan. Yay. Haz: Veli DUYAN/A.Mavili AKTAŞ. HÜ
SHYO Yay: 8 Ankara 2001, s. 30-39
©Sitemize
ait yazılarımızı izin almadan yayınlanmamasını talep etmekteyiz. Kaynak
göstermek ve izin almak etik kuraldır.